Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

SON YILLARDA ÜLKEMİZDE ARTAN KADIN CİNAYETLERİ

Çocukluk yıllarımda annemden dinlediğim bir hikâyeyi hiç unutmuyorum. Ne kadar gerçek, ne kadar kurgu bilmem ama zihnimde bıraktığı iz hâlâ taze. Derler ki; bir adam evli bir kadına tutulur. Onunla evlenebilmek için kadının eşini ortadan kaldırmayı göze alır. Bir dolunay gecesi, kimselerin görmediğini sanarak o adamı öldürür. Can verirken kurbanı son bir söz söyler: “Beni öldürürken kimsenin seni görmediğini sanma. Şu gökyüzündeki dolunay var ya, o bu yaptıklarına şahitlik edecek.” Katil, yıllar sonra öldürdüğü adamın eşiyle evlenir. Çoluk çocuk sahibi olur, düzen kurar. Hayat, görünürde yoluna girmiştir. Ta ki bir gece yine dolunay gökyüzüne yükselene kadar… O an, geçmişin gölgesi zihnine düşer. Kendi kendine mırıldanır: “Hani şu ay şahitlik edecekti ya…” Eşi duyar bu sözleri. Merak eder, sorar. Adam da güvenin verdiği gafletle gerçeği anlatır. Ve böylece, yıllarca saklı kalan suç, bir cümleyle açığa çıkar. Bu hikâyenin gerçekte yaşanıp yaşanmadığı önemli değil. Asıl önemli olan şu: İnsan, işlediği hiçbir suçu gerçekten ebedi saklayamaz. Ya bir gün dilinden dökülür, ya da vicdanında bir kor gibi yanar. Ve o kor, insanın hayatını sessiz bir cehenneme çevirir. Bugün ülkemizde giderek artan kadın cinayetlerine baktığımızda, bu hakikatin farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz. Bir grup; eşleri ya da eski eşleri tarafından öldürülen kadınlar… Bu cinayetlerin temelinde çoğu zaman sevgisizlik, saygısızlık ve en acısı cehalet yatıyor. Oysa bir yuva, iki yarımın birbirini tamamladığı bir birliktelik olarak görülmelidir. Ne biri diğerine hükmetmeli ne de biri diğerinin gölgesinde yok olmalıdır. Özellikle erkeğin, eşini bir “sahip olunan” değil, bir “emanet” ve “yol arkadaşı” olarak görmesi… Yuvasının huzur ve mutluluk kaynağı olarak bilmesi… İşte belki de birçok acının önüne geçecek olan bakış budur. İkinci grup ise daha derin bir yaradır. Devletin ya da siyasetin gücüne yaslanarak işlenen, üzeri örtülmeye çalışılan cinayetler… Bu dosyalar çoğu zaman resmî kayıtlarda kapanmış gibi görünse de toplumun vicdanında asla kapanmaz. Faili meçhul denir, ama aslında herkes bir şeylerin farkındadır. Vicdanlar tüm delillerini açık ederek hükmünü verir. Ve o hüküm, yalnızca mahkeme salonlarında verilen cezalardan ibaret değildir. O, insanın iç dünyasında her gün yeniden kurulan mahkemenin verdiği bir hükümdür. Bu mahkemeden kaçış yoktur. Sessizlik yoktur. Unutuluş yoktur. Hatta daha ağır ve yakıcı cezalar için yüce mahkemelerle de irtibat halinde olunan bir mahkemedir. Bugün isimlerini andığımız nice genç kadın… Her biri bir hayat, bir umut, bir gelecek… Gülistan, Rojin, Rabia Naz, Yeldane… Hangi karanlık niyet ve kirli emeller için nasıl ve neden öldürüldüklerini tam olarak bilemiyoruz ama biliyoruz ki hiçbir karanlık, sonsuza kadar karanlık olarak kalmaz. Çünkü bazen bir söz, bazen bir vicdan, bazen de bir dolunay… Mutlaka bir gün şahitlik eder. Ve temiz yürek sahibi bir el toplum vicdanı üzerine çökmüş bu ağırlığı ortadan kaldırır ve de kaldıracaktır.
Ekleme Tarihi: 28 Nisan 2026 -Salı
Vahit KOÇ

SON YILLARDA ÜLKEMİZDE ARTAN KADIN CİNAYETLERİ

Çocukluk yıllarımda annemden dinlediğim bir hikâyeyi hiç unutmuyorum. Ne kadar gerçek, ne kadar kurgu bilmem ama zihnimde bıraktığı iz hâlâ taze.

Derler ki; bir adam evli bir kadına tutulur. Onunla evlenebilmek için kadının eşini ortadan kaldırmayı göze alır. Bir dolunay gecesi, kimselerin görmediğini sanarak o adamı öldürür. Can verirken kurbanı son bir söz söyler:

“Beni öldürürken kimsenin seni görmediğini sanma. Şu gökyüzündeki dolunay var ya, o bu yaptıklarına şahitlik edecek.”

Katil, yıllar sonra öldürdüğü adamın eşiyle evlenir. Çoluk çocuk sahibi olur, düzen kurar. Hayat, görünürde yoluna girmiştir. Ta ki bir gece yine dolunay gökyüzüne yükselene kadar… O an, geçmişin gölgesi zihnine düşer. Kendi kendine mırıldanır:

“Hani şu ay şahitlik edecekti ya…”

Eşi duyar bu sözleri. Merak eder, sorar. Adam da güvenin verdiği gafletle gerçeği anlatır. Ve böylece, yıllarca saklı kalan suç, bir cümleyle açığa çıkar.

Bu hikâyenin gerçekte yaşanıp yaşanmadığı önemli değil. Asıl önemli olan şu: İnsan, işlediği hiçbir suçu gerçekten ebedi saklayamaz. Ya bir gün dilinden dökülür, ya da vicdanında bir kor gibi yanar. Ve o kor, insanın hayatını sessiz bir cehenneme çevirir.

Bugün ülkemizde giderek artan kadın cinayetlerine baktığımızda, bu hakikatin farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz.

Bir grup; eşleri ya da eski eşleri tarafından öldürülen kadınlar… Bu cinayetlerin temelinde çoğu zaman sevgisizlik, saygısızlık ve en acısı cehalet yatıyor. Oysa bir yuva, iki yarımın birbirini tamamladığı bir birliktelik olarak görülmelidir. Ne biri diğerine hükmetmeli ne de biri diğerinin gölgesinde yok olmalıdır. Özellikle erkeğin, eşini bir “sahip olunan” değil, bir “emanet” ve “yol arkadaşı” olarak görmesi… Yuvasının huzur ve mutluluk kaynağı olarak bilmesi… İşte belki de birçok acının önüne geçecek olan bakış budur.

İkinci grup ise daha derin bir yaradır. Devletin ya da siyasetin gücüne yaslanarak işlenen, üzeri örtülmeye çalışılan cinayetler… Bu dosyalar çoğu zaman resmî kayıtlarda kapanmış gibi görünse de toplumun vicdanında asla kapanmaz. Faili meçhul denir, ama aslında herkes bir şeylerin farkındadır. Vicdanlar tüm delillerini açık ederek hükmünü verir.

Ve o hüküm, yalnızca mahkeme salonlarında verilen cezalardan ibaret değildir. O, insanın iç dünyasında her gün yeniden kurulan mahkemenin verdiği bir hükümdür. Bu mahkemeden kaçış yoktur. Sessizlik yoktur. Unutuluş yoktur. Hatta daha ağır ve yakıcı cezalar için yüce mahkemelerle de irtibat halinde olunan bir mahkemedir.

Bugün isimlerini andığımız nice genç kadın… Her biri bir hayat, bir umut, bir gelecek… Gülistan, Rojin, Rabia Naz, Yeldane… Hangi karanlık niyet ve kirli emeller için nasıl ve neden öldürüldüklerini tam olarak bilemiyoruz ama biliyoruz ki hiçbir karanlık, sonsuza kadar karanlık olarak kalmaz. Çünkü bazen bir söz, bazen bir vicdan, bazen de bir dolunay… Mutlaka bir gün şahitlik eder. Ve temiz yürek sahibi bir el toplum vicdanı üzerine çökmüş bu ağırlığı ortadan kaldırır ve de kaldıracaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.