Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

FİL SÛRESİ VE GÜNÜMÜZ EBREHESİ

Bölgemizde yaşanan gelişmeler, yalnızca gerginliğin dozunu artırmakla kalmıyor; aynı zamanda etki alanını da her geçen gün genişletiyor. Başlangıçta Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik bir saldırısı olarak okunan süreç, bugün ekonomik, siyasal ve askerî boyutlarıyla tüm dünyayı etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Üstelik yeni gerginlik alanlarının bilinçli şekilde üretildiği de açıkça görülüyor. İsrail yönetiminin, en üst düzey isimleriyle birlikte Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanına yönelik tehditkâr bir dil kullanmaya başlaması, zaten zulümle anılan bir yapıya karşı var olan öfkeyi haklı olarak daha da derinleştiriyor. Gelinen noktada, olayların nereye evrileceğini kestirmek gerçekten zor. Ancak yüzeyde görünenin ötesine geçip daha derinlikli bir okuma yapıldığında, beklenmedik değil; aksine kaçınılmaz sonuçların habercisi olan bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Tam da bu noktada, Kur’an’da yer alan ve halk arasında “Elemtera” olarak bilinen Fil Sûresi’ni yeniden düşünmek gerekir. Kur’an, geçmişte bir defa yaşanmış bir olayı neden anlatır? Sadece tarihî bir bilgi vermek için mi? Yoksa her çağda yeniden okunması gereken bir hakikati canlı tutmak için mi? Fil Sûresi, Peygamber Efendimizin doğumundan kısa süre önce gerçekleşen bir olayı anlatır. Yemen Valisi Ebrehe, Mekke’deki Kâbe’nin cazibesini kırmak ve insanların yönünü Yemen’e çevirmek amacıyla büyük bir mabet inşa eder. Amaç açıktır: ticari ve siyasi güç. Ancak beklediği karşılığı bulamaz. Bunun üzerine devasa bir ordu hazırlar. Ordusunun önünde ise dönemin en heybetli gücü olan filler vardır. O günün dünyasında bu, karşı konulamaz bir güç demektir. Hesap basittir: Güç gösterisiyle teslimiyet sağlanacak, Mekke boyun eğecektir. Fakat hesap edilemeyen bir şey vardır. Gökyüzünden gelen küçük, ama etkili bir müdahale… Belki de bu günkü Dronların esin kaynağı Ebabil kuşları. Ve o ihtişamlı ordu, bir anda yenilmiş bir ekin tarlasına döner. Burada asıl mesele, tarihte yaşanmış bir olayın kendisi değil; o olayın taşıdığı mesajdır. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıya değil miyiz? Günümüzün “Ebrehesi” de uzak coğrafyalardan yola çıkarak bölgemizin zenginliklerine hükmetme, güç tesis etme ve dünyayı şekillendirme iddiasıyla hareket etmiyor mu? Yola çıkmadan önce yapılan güç gösterileri, özellikle “uçak gemileri” üzerinden verilen mesajlar, geçmişin fillerine benzemiyor mu? “Bir tane gönderdik, yetmezse ikincisi… hatta üçüncüsü…” Bu söylem, aslında bir psikolojik teslim alma stratejisidir. Ama tarih bize şunu gösteriyor: Her dönemin azgınlarının kurguladığı hesap, hesaba katılmayan bir gerçeklik tarafından bozulur. Dünün kendine mahsus ebabilleri neyse, bugünün de kendine has “ebabilleri” vardır. Belki de bu yüzdendir ki büyük bir ihtişamla savaş bölgesine yaklaşan bu gemiler aldıkları yara yüzünden geri bakmadan kaçıp gittiler. Bu noktada mesele, kimin haklı kimin haksız olduğunun ötesinde; ilahi düzenin nasıl işlediğini kavrayabilmektir. Çünkü Kur’an, olayları sadece tarihi bir vaka olarak anlatmaz; aynı zamanda bir bakış açısı kazandırır. Son olarak sıkça dile getirilen bir itiraza da değinmek gerekir: Sanki bizim imanımız testten geçip doğrulanmış gibi, “Peki onların imanı ne olacak?” Bu soru, meselenin özünü ıskalamaktır. Çünkü iman, kalplerin derinliğinde olan bir hakikattir ve onu mutlak anlamda yalnızca Allah bilir. Biz o kalpleri yarıp da içine bakmadık. Biz insanları davranışları üzerinden, salih amelleri üzerinden değerlendirme durumundayız. Bizim görevimiz, insanların kalplerini yargılamak değil; olayların arka planını doğru okumaya çalışmaktır. Fil Sûresi bize şunu öğretir: Güç, her zaman galip gelmez. Hesap, her zaman tutmaz. Ve tarih, sadece geçmişte kalmaz… Bazen yeniden yazılır.
Ekleme Tarihi: 14 Nisan 2026 -Salı
Vahit KOÇ

FİL SÛRESİ VE GÜNÜMÜZ EBREHESİ

Bölgemizde yaşanan gelişmeler, yalnızca gerginliğin dozunu artırmakla kalmıyor; aynı zamanda etki alanını da her geçen gün genişletiyor. Başlangıçta Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik bir saldırısı olarak okunan süreç, bugün ekonomik, siyasal ve askerî boyutlarıyla tüm dünyayı etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Üstelik yeni gerginlik alanlarının bilinçli şekilde üretildiği de açıkça görülüyor. İsrail yönetiminin, en üst düzey isimleriyle birlikte Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanına yönelik tehditkâr bir dil kullanmaya başlaması, zaten zulümle anılan bir yapıya karşı var olan öfkeyi haklı olarak daha da derinleştiriyor. Gelinen noktada, olayların nereye evrileceğini kestirmek gerçekten zor. Ancak yüzeyde görünenin ötesine geçip daha derinlikli bir okuma yapıldığında, beklenmedik değil; aksine kaçınılmaz sonuçların habercisi olan bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Tam da bu noktada, Kur’an’da yer alan ve halk arasında “Elemtera” olarak bilinen Fil Sûresi’ni yeniden düşünmek gerekir. Kur’an, geçmişte bir defa yaşanmış bir olayı neden anlatır? Sadece tarihî bir bilgi vermek için mi? Yoksa her çağda yeniden okunması gereken bir hakikati canlı tutmak için mi? Fil Sûresi, Peygamber Efendimizin doğumundan kısa süre önce gerçekleşen bir olayı anlatır. Yemen Valisi Ebrehe, Mekke’deki Kâbe’nin cazibesini kırmak ve insanların yönünü Yemen’e çevirmek amacıyla büyük bir mabet inşa eder. Amaç açıktır: ticari ve siyasi güç. Ancak beklediği karşılığı bulamaz. Bunun üzerine devasa bir ordu hazırlar. Ordusunun önünde ise dönemin en heybetli gücü olan filler vardır. O günün dünyasında bu, karşı konulamaz bir güç demektir. Hesap basittir: Güç gösterisiyle teslimiyet sağlanacak, Mekke boyun eğecektir. Fakat hesap edilemeyen bir şey vardır. Gökyüzünden gelen küçük, ama etkili bir müdahale… Belki de bu günkü Dronların esin kaynağı Ebabil kuşları. Ve o ihtişamlı ordu, bir anda yenilmiş bir ekin tarlasına döner. Burada asıl mesele, tarihte yaşanmış bir olayın kendisi değil; o olayın taşıdığı mesajdır. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıya değil miyiz? Günümüzün “Ebrehesi” de uzak coğrafyalardan yola çıkarak bölgemizin zenginliklerine hükmetme, güç tesis etme ve dünyayı şekillendirme iddiasıyla hareket etmiyor mu? Yola çıkmadan önce yapılan güç gösterileri, özellikle “uçak gemileri” üzerinden verilen mesajlar, geçmişin fillerine benzemiyor mu? “Bir tane gönderdik, yetmezse ikincisi… hatta üçüncüsü…” Bu söylem, aslında bir psikolojik teslim alma stratejisidir. Ama tarih bize şunu gösteriyor: Her dönemin azgınlarının kurguladığı hesap, hesaba katılmayan bir gerçeklik tarafından bozulur. Dünün kendine mahsus ebabilleri neyse, bugünün de kendine has “ebabilleri” vardır. Belki de bu yüzdendir ki büyük bir ihtişamla savaş bölgesine yaklaşan bu gemiler aldıkları yara yüzünden geri bakmadan kaçıp gittiler. Bu noktada mesele, kimin haklı kimin haksız olduğunun ötesinde; ilahi düzenin nasıl işlediğini kavrayabilmektir. Çünkü Kur’an, olayları sadece tarihi bir vaka olarak anlatmaz; aynı zamanda bir bakış açısı kazandırır. Son olarak sıkça dile getirilen bir itiraza da değinmek gerekir: Sanki bizim imanımız testten geçip doğrulanmış gibi, “Peki onların imanı ne olacak?” Bu soru, meselenin özünü ıskalamaktır. Çünkü iman, kalplerin derinliğinde olan bir hakikattir ve onu mutlak anlamda yalnızca Allah bilir. Biz o kalpleri yarıp da içine bakmadık. Biz insanları davranışları üzerinden, salih amelleri üzerinden değerlendirme durumundayız. Bizim görevimiz, insanların kalplerini yargılamak değil; olayların arka planını doğru okumaya çalışmaktır. Fil Sûresi bize şunu öğretir: Güç, her zaman galip gelmez. Hesap, her zaman tutmaz. Ve tarih, sadece geçmişte kalmaz… Bazen yeniden yazılır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.