Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

ÇOCUKLARIMIZI KİM EĞİTİYOR?

Son yıllarda, hatta son zamanlarda çocuklarımız ve gençlerimizle ilgili duyduğumuz haberler ve yaşadıklarımız bizleri hem üzüyor hem de endişelendiriyor. Bu gençler nasıl olur da böylesine uç ve acımasız davranışları gerçekleştirebilirler? Acaba nerelerde hata yapıyor, hangi yanlışların içine düşüyoruz? Hani sıfır-altı yaş grubu çocuklarımız var ya… Onlara sorsak ve onlar da bize konuşsalar: “Size göre melek kimdir?” diye… Büyük ihtimalle “Annemizdir.” diye cevap vereceklerdir. Gerçekten de o yaş grubundaki çocukların gözünde anneler birer melektir. Bu “melekler”, çocukların sadece bedenini, biyolojik varlığını koruyan ve gözeten değil; aynı zamanda onların temel kişilik ve karakterlerini şekillendiren en önemli varlıklardır. Annelerin yüreğinde hangi duygular bulunuyorsa, o duygular bir şekilde o küçücük gönüllerde de yer bulacak, anne yüreğinden çocuğun yüreğine bir akış gerçekleşecektir. Bir anlamda annenin yüreği, insanın eğitim aldığı ilk okuludur. Bilemiyoruz ama belki de Allah, bu konunun önemine binaen onu Kur’an’da gündemine almıştır. Firavun’un sarayına ulaşan bebek Musa’nın ardından onu annesiyle buluşturulması; Hz. İsa’nın annesinin gözetim ve eğitimiyle yetiştirilmesi… Bunların her biri, anne ile çocuk arasındaki gönül bağının, yürek şekillendirmedeki rolünün açık göstergesidir. Hatta şu konuyu da bu açıdan okuyabiliriz: Allah, Kur’an’da bazı peygamberleri şahısları üzerinden selamlarken —“İdris’e selam olsun, Şit’e selam olsun, Nuh’a selam olsun” gibi— iki peygamberin de bizler tarafından aileleriyle birlikte selamlanmaları, bir şekilde uygun görülmüştür. Bunlar Hz. Muhammed ve Hz. İbrahim’dir. Onların aileleriyle birlikte anılmasının asıl sebebi, annelerin yüreklerindeki duygular ve bu duygularla şekillenen ailenin diğer fertleri olan çocukların seçkinliğidir. Evet… Çocuğun gözünde dünyanın en güzel insanı, hatta bir meleği olan anne ile çocuk arasındaki ilişki, belki de şu an tam anlamıyla kavrayamayacağımız kadar derindir. Zihin yapısı henüz şekillenmekte olan bir bebeğin, annesi kendisinden birkaç adım uzaklaştığında bunu hemen hissedip tepki vermesi; onun yanında kendini güvende ve huzurlu hissetmesi… Bunların hepsi, bu bağın ne kadar güçlü olduğuna dair ipuçları verir. Kur’an’da sürekli canlı tutulan bir başka konu da “yetimler” meselesidir. Yetim denildiğinde çoğu zaman zihnimizde maddi imkânsızlıklar canlanır. Oysa gelecekte nerelere savrulacağı belli olmayan yetimlerin başlarının okşanmasının teşvik edilmesi, aslında gönülden gönüle bir bağ kurma ve sevgi aktarımını ifade eder. Bugün bizler, gönüller şekillendirecek gönüller inşa etme çabası içinde değiliz. Gönlü güzelliklerle dolu bir anne yetiştirme derdinde de değiliz. Oysa bir annenin göğsünde taşıdığı süt, çocuğun biyolojik gelişimi için ne kadar önemliyse; yüreğinde taşıdığı duygular da çocuğun kişiliğinin oluşumu için o kadar önemlidir. Ne yazık ki bu bilincin yeterince farkında değiliz. Oysa İbn Haldun konuyu ne güzel ifade etmiş. “Siz çocuklarınızı değil kendinizi terbiye edin. Çocuklarınız nasıl olsa sizi takip edecek.” Yetim çocuk, sadece annesi ya da babası olmayan çocuk mudur? Annesi babası hayatta olduğu hâlde onlarla geçirdiği zaman son derece sınırlı olan; daha ayakta durmaya yeni başlamışken sabahın erken saatlerinde adeta işe gider gibi evden çıkan ya da duygusal bağ kuramadığı insanların yanında büyüyen çocuklar da bir anlamda yetim sayılmaz mı? İnsanın iletişim için kullandığı üç çeşit dil vardır: biyolojik dil, bedensel dil ve gönül dili. Gönül dili —yani gönüllerde olanın başka gönüllere aktarımı— en etkili ve en güçlü dildir. Hatta bütün canlıların bir biriyle iletişim sağlayabildikleri ortak bir dil… Eğer gönüllerimizde gönüllere aktaracak değerlerimiz ve bu değerleri aktaracak zamanımız yoksa, birileri bütün şeytani kabiliyetlerini kullanarak çocuklarımızı elimizden alır ve onları istediği gibi şekillendirir. Bize de önce acı çekmek sonra da dizimizi dövmek kalır..
Ekleme Tarihi: 21 Nisan 2026 -Salı
Vahit KOÇ

ÇOCUKLARIMIZI KİM EĞİTİYOR?

Son yıllarda, hatta son zamanlarda çocuklarımız ve gençlerimizle ilgili duyduğumuz haberler ve yaşadıklarımız bizleri hem üzüyor hem de endişelendiriyor. Bu gençler nasıl olur da böylesine uç ve acımasız davranışları gerçekleştirebilirler? Acaba nerelerde hata yapıyor, hangi yanlışların içine düşüyoruz?

Hani sıfır-altı yaş grubu çocuklarımız var ya… Onlara sorsak ve onlar da bize konuşsalar: “Size göre melek kimdir?” diye… Büyük ihtimalle “Annemizdir.” diye cevap vereceklerdir. Gerçekten de o yaş grubundaki çocukların gözünde anneler birer melektir.

Bu “melekler”, çocukların sadece bedenini, biyolojik varlığını koruyan ve gözeten değil; aynı zamanda onların temel kişilik ve karakterlerini şekillendiren en önemli varlıklardır. Annelerin yüreğinde hangi duygular bulunuyorsa, o duygular bir şekilde o küçücük gönüllerde de yer bulacak, anne yüreğinden çocuğun yüreğine bir akış gerçekleşecektir. Bir anlamda annenin yüreği, insanın eğitim aldığı ilk okuludur.

Bilemiyoruz ama belki de Allah, bu konunun önemine binaen onu Kur’an’da gündemine almıştır. Firavun’un sarayına ulaşan bebek Musa’nın ardından onu annesiyle buluşturulması; Hz. İsa’nın annesinin gözetim ve eğitimiyle yetiştirilmesi… Bunların her biri, anne ile çocuk arasındaki gönül bağının, yürek şekillendirmedeki rolünün açık göstergesidir.

Hatta şu konuyu da bu açıdan okuyabiliriz: Allah, Kur’an’da bazı peygamberleri şahısları üzerinden selamlarken —“İdris’e selam olsun, Şit’e selam olsun, Nuh’a selam olsun” gibi— iki peygamberin de bizler tarafından aileleriyle birlikte selamlanmaları, bir şekilde uygun görülmüştür. Bunlar Hz. Muhammed ve Hz. İbrahim’dir. Onların aileleriyle birlikte anılmasının asıl sebebi, annelerin yüreklerindeki duygular ve bu duygularla şekillenen ailenin diğer fertleri olan çocukların seçkinliğidir.

Evet… Çocuğun gözünde dünyanın en güzel insanı, hatta bir meleği olan anne ile çocuk arasındaki ilişki, belki de şu an tam anlamıyla kavrayamayacağımız kadar derindir. Zihin yapısı henüz şekillenmekte olan bir bebeğin, annesi kendisinden birkaç adım uzaklaştığında bunu hemen hissedip tepki vermesi; onun yanında kendini güvende ve huzurlu hissetmesi… Bunların hepsi, bu bağın ne kadar güçlü olduğuna dair ipuçları verir.

Kur’an’da sürekli canlı tutulan bir başka konu da “yetimler” meselesidir. Yetim denildiğinde çoğu zaman zihnimizde maddi imkânsızlıklar canlanır. Oysa gelecekte nerelere savrulacağı belli olmayan yetimlerin başlarının okşanmasının teşvik edilmesi, aslında gönülden gönüle bir bağ kurma ve sevgi aktarımını ifade eder.

Bugün bizler, gönüller şekillendirecek gönüller inşa etme çabası içinde değiliz. Gönlü güzelliklerle dolu bir anne yetiştirme derdinde de değiliz. Oysa bir annenin göğsünde taşıdığı süt, çocuğun biyolojik gelişimi için ne kadar önemliyse; yüreğinde taşıdığı duygular da çocuğun kişiliğinin oluşumu için o kadar önemlidir. Ne yazık ki bu bilincin yeterince farkında değiliz. Oysa İbn Haldun konuyu ne güzel ifade etmiş. “Siz çocuklarınızı değil kendinizi terbiye edin. Çocuklarınız nasıl olsa sizi takip edecek.”

Yetim çocuk, sadece annesi ya da babası olmayan çocuk mudur? Annesi babası hayatta olduğu hâlde onlarla geçirdiği zaman son derece sınırlı olan; daha ayakta durmaya yeni başlamışken sabahın erken saatlerinde adeta işe gider gibi evden çıkan ya da duygusal bağ kuramadığı insanların yanında büyüyen çocuklar da bir anlamda yetim sayılmaz mı?

İnsanın iletişim için kullandığı üç çeşit dil vardır: biyolojik dil, bedensel dil ve gönül dili. Gönül dili —yani gönüllerde olanın başka gönüllere aktarımı— en etkili ve en güçlü dildir. Hatta bütün canlıların bir biriyle iletişim sağlayabildikleri ortak bir dil… Eğer gönüllerimizde gönüllere aktaracak değerlerimiz ve bu değerleri aktaracak zamanımız yoksa, birileri bütün şeytani kabiliyetlerini kullanarak çocuklarımızı elimizden alır ve onları istediği gibi şekillendirir. Bize de önce acı çekmek sonra da dizimizi dövmek kalır..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.