Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

ORUÇ İBADETİNİN MAGAZİNLEŞTİRİLMESİ

Her yıl ramazan ayı geldiğinde “Efendim, orucu ne bozar,  ne bozmaz? Veya “şu orucu bozar mı, bu orucu bozar mı?” şeklinde tartışmalarla bir aylık orucun sonuna gelinir. Hatta öyle olur ki bu soruların bir kısmı günümüzde yaygın kullanılan sosyal medyada mizah konusu olarak iyice zirve bile yapar. Sorulan bu sorulara konunun en derin uzmanları ciddi ciddi eğilerek cevap vermeye çalışır. Sanki yıllardır, hatta yüz yıllardır çözülememiş bir sorunu halletmiş olmanın huzur ve gururu içinde basında veya sosyal medyada en başlarda yer alır. Gerçi sorularda da bir değişiklik olmaz. Her yıl aynı sorular.  Yok “kulağımdan kaçan suyu yutarsam, denize girdiğimde göbeğimden su kaçarsa , tatsız, kokusuz sakız çiğnersem, herhangi bir şeyi koklarsam…”  Bunlara ilaveten daha bir sürü uçuk kaçık sorular… Aslında bu soruları soran kişilere ayrı ayrı ayrıntılı bir şekilde cevap vermek yerine, her soruya karşılık orucun tanımını yapmak lazım. Sorular bitmez. Belki gelecek ramazanda aynı sorular tekrar bir şekilde gündeme gelecek.   Bunu önlemenin en kestirme yolu  “Bak kardeşim. Sana son bir oruç tanımı daha yapayım. Ve bu oruç tanımını iyi belle. Bundan böyle ağzına toprak kaçtığında ve bu toprağı yuttuğunda orucunun bozulup bozulmadığını sen anlayacaksın. Yine, dilinin üstüne düşen yağmur damlasının, kulağına kaçan suyun orucuna zarar verip vermediğini kendin bilebileceksin.                 Oruç, Allah adına vazgeçmektir. Neden? Canının çektiği, nefsinin arzuladığı şeylerden vazgeçmek… Yani oruç, sırf Allah rızası için canın çektiği halde, gün doğumun dan gün batımına kadar yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden vazgeçmektir. Gerçekten, bir şekilde ağzına kaçan toprağı yutmayı canın çok çekiyor muydu? Kulağından, göbeğinden veya cildindeki gözeneklerden vücuduna giren su için “Oh be…  Bayağı rahatladım… Sanki açlığım gitti gibi… Hücre gözeneklerinden giren suya bayılıyorum” mu dedin?  Hayır, böyle demiyorsun. O zaman orucunu neyin bozup bozmadığını sen biliyorsun. Aslında ramazan ayı girdiğinde orucun farklı yönleri tartışılmalı. İnsanı hangi noktadan alıp hangi ulvi noktalara taşıdığı, gerçek orucun insana tüm arzu, istek ve ucuz duygularını nasıl kontrol edebilme yeteneği kazandırabileceği tartışılmalı. Allah için canından geçme, ki şehitlik… Allah için malından geçme…  Allah için, insandan sonra duygusal bir bağ kurulabilen sevdiği kurbanlıklardan geçme şeklinde olan fedakarlıklar yanındaki değeri ve yeri tartışılmalı.. Evet! Kısaca gerçek orucun nasıl olması ve insana neler katması gerektiği, insanı nerelere çıkarması,  yüceltmesi gerektiği tartışılmalı. Orucu, hatta diğer tüm ibadetleri  de, Allah’ı bir alacaklı gibi görüp ödenmesi gereken bir borç veya bir sevap toplama, biriktirme aparatı olarak görmemek lazım. Eğer böyle görürsek asıl noktayı kaçırmış oluruz. Diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi orucunda mutlaka bu dünyaya, içinde yaşamış olduğumuz sosyal hayata dönük bir yönü vardır.  İşte Bize düşen oruç ibadetinin bu yönü üzerine de düşünüp etrafımızdaki insanlarla kardeşliğimizin ve birlikte yaşamış olduğumuz barış ortamının daha güçlü hale gelmesinin bir vesilesi olarak değerlendirmek gerekir.  
Ekleme Tarihi: 13 Mayıs 2019 - Pazartesi
Vahit KOÇ

ORUÇ İBADETİNİN MAGAZİNLEŞTİRİLMESİ

Her yıl ramazan ayı geldiğinde “Efendim, orucu ne bozar,  ne bozmaz? Veya “şu orucu bozar mı, bu orucu bozar mı?” şeklinde tartışmalarla bir aylık orucun sonuna gelinir. Hatta öyle olur ki bu soruların bir kısmı günümüzde yaygın kullanılan sosyal medyada mizah konusu olarak iyice zirve bile yapar.

Sorulan bu sorulara konunun en derin uzmanları ciddi ciddi eğilerek cevap vermeye çalışır. Sanki yıllardır, hatta yüz yıllardır çözülememiş bir sorunu halletmiş olmanın huzur ve gururu içinde basında veya sosyal medyada en başlarda yer alır.

Gerçi sorularda da bir değişiklik olmaz. Her yıl aynı sorular.  Yok “kulağımdan kaçan suyu yutarsam, denize girdiğimde göbeğimden su kaçarsa , tatsız, kokusuz sakız çiğnersem, herhangi bir şeyi koklarsam…”

 Bunlara ilaveten daha bir sürü uçuk kaçık sorular…

Aslında bu soruları soran kişilere ayrı ayrı ayrıntılı bir şekilde cevap vermek yerine, her soruya karşılık orucun tanımını yapmak lazım. Sorular bitmez. Belki gelecek ramazanda aynı sorular tekrar bir şekilde gündeme gelecek.

  Bunu önlemenin en kestirme yolu  “Bak kardeşim. Sana son bir oruç tanımı daha yapayım. Ve bu oruç tanımını iyi belle. Bundan böyle ağzına toprak kaçtığında ve bu toprağı yuttuğunda orucunun bozulup bozulmadığını sen anlayacaksın.

Yine, dilinin üstüne düşen yağmur damlasının, kulağına kaçan suyun orucuna zarar verip vermediğini kendin bilebileceksin.

                Oruç, Allah adına vazgeçmektir. Neden? Canının çektiği, nefsinin arzuladığı şeylerden vazgeçmek…

Yani oruç, sırf Allah rızası için canın çektiği halde, gün doğumun dan gün batımına kadar yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden vazgeçmektir.

Gerçekten, bir şekilde ağzına kaçan toprağı yutmayı canın çok çekiyor muydu? Kulağından, göbeğinden veya cildindeki gözeneklerden vücuduna giren su için “Oh be…  Bayağı rahatladım… Sanki açlığım gitti gibi… Hücre gözeneklerinden giren suya bayılıyorum” mu dedin?

 Hayır, böyle demiyorsun. O zaman orucunu neyin bozup bozmadığını sen biliyorsun.

Aslında ramazan ayı girdiğinde orucun farklı yönleri tartışılmalı. İnsanı hangi noktadan alıp hangi ulvi noktalara taşıdığı, gerçek orucun insana tüm arzu, istek ve ucuz duygularını nasıl kontrol edebilme yeteneği kazandırabileceği tartışılmalı.

Allah için canından geçme, ki şehitlik… Allah için malından geçme…  Allah için, insandan sonra duygusal bir bağ kurulabilen sevdiği kurbanlıklardan geçme şeklinde olan fedakarlıklar yanındaki değeri ve yeri tartışılmalı..

Evet! Kısaca gerçek orucun nasıl olması ve insana neler katması gerektiği, insanı nerelere çıkarması,  yüceltmesi gerektiği tartışılmalı.

Orucu, hatta diğer tüm ibadetleri  de, Allah’ı bir alacaklı gibi görüp ödenmesi gereken bir borç veya bir sevap toplama, biriktirme aparatı olarak görmemek lazım. Eğer böyle görürsek asıl noktayı kaçırmış oluruz.

Diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi orucunda mutlaka bu dünyaya, içinde yaşamış olduğumuz sosyal hayata dönük bir yönü vardır.  İşte Bize düşen oruç ibadetinin bu yönü üzerine de düşünüp etrafımızdaki insanlarla kardeşliğimizin ve birlikte yaşamış olduğumuz barış ortamının daha güçlü hale gelmesinin bir vesilesi olarak değerlendirmek gerekir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.