Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

NATO BİZİM NEYİMİZ OLUR?

Geçmişte İngilizlere karşı gösterdiğimiz Çanakkale direnişini anlatırken Mehmet Âkif'in şu mısraları zihnimde hep farklı çağrışımlar uyandırır. Avustralya ile beraber Kanada'yı da zikrettikten sonra şöyle der:"Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ..." Âkif'in işaret ettiği gerçek, bugün de farklı biçimlerde karşımızda durmaktadır. Kendilerini dünyanın efendileri olarak gören büyük güçler, kendi evlatlarının hayatını riske atacak ağır savaşlarda çoğu zaman başka milletleri cepheye sürmüş; kendi askerlerini ise daha çok sonucundan emin oldukları, kayıp vermeden üstünlük sağlayabilecekleri operasyonlarda kullanmışlardır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında NATO henüz kurulmamış ama savaşın mantığı değişmemişti. İngiliz hâkimiyetindeki sömürgelerden ve Batı'nın nüfuz alanındaki ülkelerden milyonlarca insan, emperyal güçlerin çıkarları uğruna cephelere sürüldü. Aslında NATO, Sovyetler Birliği'ne karşı Batı ittifakını korumak amacıyla kuruldu. Türkiye ise bu ittifaka dâhil olabilmek için adeta bir sınavdan geçirildi. Bu sınavın adı Kore Savaşı idi. Amerika'nın yanında savaştık, büyük fedakârlıklar gösterdik. Hatta halk arasında anlatılan rivayetlere göre, kuşatma altındaki Amerikan birliklerinin kurtarılmasında Türk askerinin önemli rol oynadığı söylenir. Böylece kahramanlığımız takdir edildi, sırtımız sıvazlandı ve NATO üyeliğinin kapıları açıldı. Peki, bugün NATO'nun misyonu nedir? Resmî söylem güvenlik ve savunma olsa da fiiliyatta NATO, kendilerini dünyanın hâkimi gören Batılı devletlerin ortak askerî ve siyasi gücü görünümündedir. İlk yıllarda hedef Sovyetler Birliği iken, Sovyetler'in dağılmasından sonra hedef coğrafyası Müslümanların yaşadığı Kuzey Afrika'dan Irak'a, Afganistan'a kadar genişledi. Bir dönem "NATO'nun Libya'da ne işi var?" denilerek en üst düzeyde itirazlar dile getirilmiş olsa da Libya'nın parçalanması engellenemedi. Irak'ın işgali ve zenginliklerinin paylaşılması hiç de talancı bir davranış gibi görülmedi. Afganistan'da ise yirmi yıl süren askerî varlığın sonunda geriye yıkılmış bir ülke bırakıldı. NATO içinde nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan tek ülke Türkiye'dir. Bu yüzden birçok insan bu ittifakın bizi güvence altına aldığına inanıyor. Oysa geçmişe baktığımızda Müslüman toplumların lehine ortaya konmuş güçlü ve ilkeli bir tavır görmek oldukça zordur. Bosna'da yaşananlar, özellikle Srebrenitsa katliamı sırasında NATO'nun sergilediği tutum, hafızalardan silinmiş değildir. Bugün de şu soruları sormak gerekir: Yarın Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma yaşansa NATO nasıl davranır? Batılı bir müttefikimizle çıkarlarımız çatıştığında ittifak gerçekten Türkiye'nin yanında mı yer alır? Yunanistan ile yaşanabilecek ciddi bir kriz karşısında NATO tarafsız kalabilir mi? Bize sık sık "stratejik ortağımız", "vazgeçilmez müttefikimiz" deniliyor. Elbette önem verirler. Çünkü NATO'nun en büyük ordularından biri Türkiye'dedir. Yakın dönemde İran krizinde görüldüğü gibi, müttefiklerden askerî destek istendiğinde birçok ülke, asker sayısının yetersizliği nedeniyle kendi kamuoylarının tepkisini göze alamadı. Fakat yarın ortak bir operasyon planlandığında, geçmişte olduğu gibi kahramanlığı hatırlanacak, fedakârlığı övülecek ve ön saflara sürülmesi beklenecek ordulardan biri yine Türk ordusu olmayacak mıdır? Rahmetli Necmettin Erbakan, NATO'nun uzun vadeli hedeflerinden birinin Büyük İsrail Projesi'ne zemin hazırlamak olduğunu sık sık dile getirirdi. Herhâlde bu değerlendirmeye cevap mahiyetinde merhum Erdal İnönü ise bir siyasi mitingde şöyle demişti: "Biz NATO'ya niçin girdik biliyor musunuz? NATO'da olmasaydık bizi düşman göreceklerdi. Ve böylece düşman olmaktan çıktık." Bu sözlerle NATO'ya girmiş olmayı savunmuştu. İyi de dışarıda kalmamız onların bizi düşman görmesine sebep oluyorsa, bizim onlara katılmamız düşmana teslim olmak değil midir? Gerçekten biz, NATO'nun patronları nazarında kontrol altında tutulması gereken bir düşman mıyız, yoksa tam anlamıyla bir dost muyuz? Bu sorunun cevabını doğru bir şekilde verdiğimiz gün, "NATO bizim neyimiz olur?" sorusuna da gerçek cevabı bulmuş oluruz.
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı
Vahit KOÇ

NATO BİZİM NEYİMİZ OLUR?


Geçmişte İngilizlere karşı gösterdiğimiz Çanakkale direnişini anlatırken Mehmet Âkif'in şu mısraları zihnimde hep farklı çağrışımlar uyandırır. Avustralya ile beraber Kanada'yı da zikrettikten sonra şöyle der:"Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ..."
Âkif'in işaret ettiği gerçek, bugün de farklı biçimlerde karşımızda durmaktadır. Kendilerini dünyanın efendileri olarak gören büyük güçler, kendi evlatlarının hayatını riske atacak ağır savaşlarda çoğu zaman başka milletleri cepheye sürmüş; kendi askerlerini ise daha çok sonucundan emin oldukları, kayıp vermeden üstünlük sağlayabilecekleri operasyonlarda kullanmışlardır.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında NATO henüz kurulmamış ama savaşın mantığı değişmemişti. İngiliz hâkimiyetindeki sömürgelerden ve Batı'nın nüfuz alanındaki ülkelerden milyonlarca insan, emperyal güçlerin çıkarları uğruna cephelere sürüldü.
Aslında NATO, Sovyetler Birliği'ne karşı Batı ittifakını korumak amacıyla kuruldu. Türkiye ise bu ittifaka dâhil olabilmek için adeta bir sınavdan geçirildi. Bu sınavın adı Kore Savaşı idi. Amerika'nın yanında savaştık, büyük fedakârlıklar gösterdik. Hatta halk arasında anlatılan rivayetlere göre, kuşatma altındaki Amerikan birliklerinin kurtarılmasında Türk askerinin önemli rol oynadığı söylenir. Böylece kahramanlığımız takdir edildi, sırtımız sıvazlandı ve NATO üyeliğinin kapıları açıldı.
Peki, bugün NATO'nun misyonu nedir? Resmî söylem güvenlik ve savunma olsa da fiiliyatta NATO, kendilerini dünyanın hâkimi gören Batılı devletlerin ortak askerî ve siyasi gücü görünümündedir. İlk yıllarda hedef Sovyetler Birliği iken, Sovyetler'in dağılmasından sonra hedef coğrafyası Müslümanların yaşadığı Kuzey Afrika'dan Irak'a, Afganistan'a kadar genişledi.
Bir dönem "NATO'nun Libya'da ne işi var?" denilerek en üst düzeyde itirazlar dile getirilmiş olsa da Libya'nın parçalanması engellenemedi. Irak'ın işgali ve zenginliklerinin paylaşılması hiç de talancı bir davranış gibi görülmedi. Afganistan'da ise yirmi yıl süren askerî varlığın sonunda geriye yıkılmış bir ülke bırakıldı.
NATO içinde nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan tek ülke Türkiye'dir. Bu yüzden birçok insan bu ittifakın bizi güvence altına aldığına inanıyor. Oysa geçmişe baktığımızda Müslüman toplumların lehine ortaya konmuş güçlü ve ilkeli bir tavır görmek oldukça zordur. Bosna'da yaşananlar, özellikle Srebrenitsa katliamı sırasında NATO'nun sergilediği tutum, hafızalardan silinmiş değildir.
Bugün de şu soruları sormak gerekir: Yarın Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma yaşansa NATO nasıl davranır? Batılı bir müttefikimizle çıkarlarımız çatıştığında ittifak gerçekten Türkiye'nin yanında mı yer alır? Yunanistan ile yaşanabilecek ciddi bir kriz karşısında NATO tarafsız kalabilir mi?
Bize sık sık "stratejik ortağımız", "vazgeçilmez müttefikimiz" deniliyor. Elbette önem verirler. Çünkü NATO'nun en büyük ordularından biri Türkiye'dedir. Yakın dönemde İran krizinde görüldüğü gibi, müttefiklerden askerî destek istendiğinde birçok ülke, asker sayısının yetersizliği nedeniyle kendi kamuoylarının tepkisini göze alamadı. Fakat yarın ortak bir operasyon planlandığında, geçmişte olduğu gibi kahramanlığı hatırlanacak, fedakârlığı övülecek ve ön saflara sürülmesi beklenecek ordulardan biri yine Türk ordusu olmayacak mıdır?
Rahmetli Necmettin Erbakan, NATO'nun uzun vadeli hedeflerinden birinin Büyük İsrail Projesi'ne zemin hazırlamak olduğunu sık sık dile getirirdi. Herhâlde bu değerlendirmeye cevap mahiyetinde merhum Erdal İnönü ise bir siyasi mitingde şöyle demişti:
"Biz NATO'ya niçin girdik biliyor musunuz? NATO'da olmasaydık bizi düşman göreceklerdi. Ve böylece düşman olmaktan çıktık."
Bu sözlerle NATO'ya girmiş olmayı savunmuştu. İyi de dışarıda kalmamız onların bizi düşman görmesine sebep oluyorsa, bizim onlara katılmamız düşmana teslim olmak değil midir?
Gerçekten biz, NATO'nun patronları nazarında kontrol altında tutulması gereken bir düşman mıyız, yoksa tam anlamıyla bir dost muyuz? Bu sorunun cevabını doğru bir şekilde verdiğimiz gün, "NATO bizim neyimiz olur?" sorusuna da gerçek cevabı bulmuş oluruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.