Bu geceler veya günler her zaman tartışma konusu olmuştur. “Efendim; İslam’da kandil geceleri diye bir gece dizisi yoktur.” diyenlere rağmen, “vardır.” diye tartışmaya girilmeden o geceler ve günler varlığını sürdürmektedir. Bu konuya önce Kur’an’ın penceresinden bakmak gerekir. O, olayı nasıl ele almış, nasıl değerlendirmiştir?
Kur’an; ister Allah’ın kendini tanımlaması (tevhid) konusunda olsun, ister dinin temel ilkeleri, ister ibadetler noktasında olsun; bir önceki peygamberin veya peygamberlerin ortaya koyduğu ilke ve hakikatlerden sapma olmuşsa, insanlar bu temel ilkeleri kendi düşünce ve anlayışları seviyesinde farklı noktalara çekmişse, Allah daha sonra gönderdiği peygamber üzerinden bu sapmaları ve farklı anlayışları düzeltmiş veya düzeltilmesini istemiştir.
Allah’ın varlığı ve O’nun sıfatları ile ilgili konulardaki sapmaları, dinin asıl misyonu hakkındaki çarpıtılmaları, ibadetlerin gerçek amaç ve misyonundan uzaklaşma durumunu; tarih boyunca gönderdiği peygamberler ve kitaplar üzerinden hep gündeminde tutmuştur. Bazı hususları toptan yasaklarken, bazı konuları da yeniden ele alarak doğru bir anlayışla kavramamızı sağlamıştır.
Bizim bugün burada değinmek istediğimiz husus; özel veya hususi zamanlar, günler ve aylar konusudur. Kur’an, önümüze “Böyle zamanlar, günler, aylar hatta yıllar yoktur.” diye kesin bir hüküm koymamıştır. Aksine, tekdüze ve monoton bir şekilde akıp giden zamana duraklar koymuş; bizden bu zaman dilimlerinde yeniden düşünmemizi, tefekkür etmemizi ve kendimize gelmemizi istemiştir.
Günün belli vakitlerini namazla değerli kılmamızı isterken, sabah vaktine daha dikkatli bakmamız için “şahitli” (İsrâ, 78) ifadesini kullanmıştır. O’nun takdimiyle günün her anı, her saati birbirine eşit değildir. İnsan hayatında akıp giden haftanın yedi gününden birini de farklı kılmış; cuma günü namaz için çağrıldığımızda tüm işlerimizi ve alışverişi bırakıp koşmamızı istemiş ve bunun bizim için daha hayırlı olduğuna dikkat çekmiştir (Cuma, 9).
Ve yine Ramazan ayına çekilen dikkatler… Hele bu ayda Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğuna yapılan vurguya baktığımızda, diğer ortaya çıkan gecelerin; farz namazların yanındaki nafile ibadetler mesabesinde olduğunu görebiliriz. Yani bu gece, bir yerde diğer kutlanan gecelerin kapısını açan bir gece olmaktadır. Bir de peygamberin, gecenin bir yarısında teheccüt namazına davet edilmesi yok mu? “Makam-ı Mahmûd’a erdirmek için” (İsrâ, 79).
Kur’an, Arap geleneğinde var olan ve içinde savaşılmanın yasak olduğu haram aylara da ilişmemiştir.
Meryem Suresi’nin 33. ayetinde Hz. İsa’nın dilinden dökülen şu ifade:
“Doğduğum gün, öldüğüm gün ve tekrar dirileceğim gün bana selam olsun.”
Bu ifade Kur’an üzerinden bize taşınmışken, “Peygamberin anılması olayı, peygamber döneminde yoktu.” denilmesinin bir anlamı olur mu? Yine Yâsîn Suresi’nde “Garye halkının kıssasını onlara anlat…” denildikten sonra, yoluna talip olmamız istenen o şehidin anlatılması; onun şahsında diğer şehitler için anma ve anılma zamanlarının ayrılmaması doğru mudur?
İster fert ister toplum olsun; geçmişte yaşanan kurtuluşların, zaferlerin, sevinç ve mutlulukların unutulmasının istenmediği günler, aylar ve yıllar olmuştur. Mesele, bu zaman dilimlerini sağlam bir esasa oturtmak ve içini bizi geleceğe taşıyan argümanlarla doldurabilmektir.
Evet, Kur’an bu değerli zaman dilimlerine vurgu yapmaktadır. Bize bu kapıları açmaktadır. Bize düşen; bu gün ve geceleri sadece sevap biriktirme aparatı olarak görmek yerine, yeniden düşünmeye ve tefekküre vesile olan, kendimize dönmemizi sağlayan değerli anlar olarak değerlendirmektir. Bu zaman dilimleri, bir yerde şapkayı çıkarıp önümüze koyarak kendi kimliğimizi ve kişiliğimizi sorgulamamıza fırsat sunan değerli anlardır.