Yıldız Haber
Yıldız Haber
Sağanak
Giresun · 16°C
Bizi Takip Edin
25 Eylül 2026 - 09:38

MÜSLÜMAN KİMDİR VE KİM DEĞİLDİR?

0 Okunma 0 Paylaşım
MÜSLÜMAN KİMDİR VE KİM DEĞİLDİR?

Biliyorum. Hem çok ağır hem de çok saçma bir soruyla konuya girdim. Bunu bilmeyecek ne var? Kelime-i şehadet getiren, “Ben şehadet ederim ki Allah birdir ve Hz. Muhammed O’nun kulu ve resulüdür.” diyen herkes Müslümandır. Eğer böyleyse hiç kimsenin bir başka Müslümanın karşısında durup onu düşman görmemesi, bütün Müslümanların aynı yerde durması ve aynı hedefe yönelmesi gerekir.

Oysa bugün “Müslümanım” diyen insanlara baktığımızda, o kadar farklı anlayış, duruş ve tavır ortaya çıkıyor ki birbirlerine yakın olmaları, kardeş ve yoldaş olmaları mümkün görünmüyor.

Peki, bu noktada Allah’ın daha açık ve konuyu netleştiren uyarı ve telkinleri yok mudur?

Kur’an’ın ilk suresi olan Fâtiha’ya baktığımızda, insanları soy, millet, mezhep ve benzeri aidiyetlerden önce bir yol ve yöneliş üzerinden düşünmeye davet eden bir çerçeve görürüz. Fâtiha’da insan, Allah’tan kendisini dosdoğru yola iletmesini ister; ardından bu yolun, Allah’ın nimet verdiklerinin yolu olduğunu, gazaba uğrayanların ve sapmışların yolundan ise uzak durulması gerektiğini ifade eder..

Allah, duruş yerini daha açık hâle getirmek için peygamberleri de yalnızca kâmil insanlar olarak değil, kendi dönemlerinin gazap ehli azgın liderleriyle olan mücadeleleri üzerinden tanıtmaktadır. Kur’an’ın ortaya koyduğu ortak çizgide peygamberler, dönemlerinin güç sahiplerini ve zulüm düzenlerini sorgulamış; sıradan insanları hedef hâline getirmemişlerdir. Belki de bu yüzdendir ki Peygamberimiz, münafıklarla ilgili meselelerde bile insanları kolayca “Sen münafıksın” veya “Şu münafıktır” diyerek damgalamamıştır.

Ama sırtını güce dayamış, kalbinde taşıyamadığı inancını dil ve görüntü üzerinden göstermeye çalışan bazı tipler, dönemlerinin azgınlarını hedef almak yerine onların hedef aldığı insanları hedefe koymuşlardır. Bu bakımdan Hz. İsa gibi bir seçkini hedef alan hahamların ve din bilginlerinin tavrı da üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.

Kur’an, sadece peygamberleri değil, seçkin ve salihleri de mücadeleleriyle anlatır. Ashâb-ı Kehf’i Roma despotizmine karşı direnişleriyle, Habîb-i Neccâr’ı ise toplumunun azgınlarına karşı çıkışı ve şehitliğiyle geleceğe taşımıştır.

Günümüze gelince… Bugün de insanlığın maddi ve manevi değerlerine çökmek isteyenler ve buna karşı direnenler vardır. Eğer günümüzü geçmişe bağlayacak olursak, geçmişte gazap ehli azgınlarla yapılan mücadelelerin bizlere sunduğu pek çok örneklik olduğunu görürüz.

İster kendi inanç kimliğimizi ister geçmişin veya günümüzün büyük şahsiyetlerini, dilleriyle telaffuz ettikleri ve hatta vird hâline getirdikleri kelime-i şehadet üzerinden değil, duruş yerleri üzerinden tanımaya çalışırsak, asıl anlamı daha doğru kavrayabiliriz. Bir tarafta azgınların ve sapkınların önderleri, diğer tarafta ise onlara direnenler vardır. Bunlar, tarih boyunca birbirleriyle olan mücadelelerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir.İbrahim, Nemrut’la; Musa, Firavun’la; İsa, güce sığınmış ruhbanlarla; Hz. Muhammed ise Mekke’nin kodamanlarıyla barış içinde olmamıştır. Çünkü peygamberlerin mücadelesi, sıradan insanlarla değil; zulmü, sömürüyü ve insanları kendilerine kul hâline getiren düzenleri ayakta tutan güçlerle olmuştur.

Evet… Bizim asıl yapmamız gereken, “Ben hangi tarafta duruyorum? Hangi yolu besliyorum? Kimin yükünü taşıyorum? Benim yoldaşlarım ve birlikte yürüdüklerim kim?” sorularını kendimize sorabilmektir.

Çünkü günün sonunda önemli olan, Müslüman olduğumuzu ne kadar yüksek sesle söylediğimiz değil; Müslümanlığımızın bizi hangi duruş yerinde konumlandırdığıdır. Bizi bütün dünyayı ele geçirip tek bir dünya devleti kurma hayali peşinde koşan azgınların yanında mı, yoksa onlara karşı direnenlerin tarafında mı durdurduğudur asıl mesele…

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!