HAYAT HİKAYESİ İLE DÜNYAYA ÖRNEK BİR EĞİTİMCİ ENVER YÜCEL
Geçtiğimiz haftaiçi Enver Yücel Kültür Merkezi temeli töreni yapıldı.Memleket sevdalısı enver Yücel memleketinin çocuklarını kültürle buluşturma adına devasa bir kültür merkezi yaptırıyor.
Çocukken,10 metrekare odada kardeşleriyle birlikte kalan Enver Yücel, bugün dünyada eğitimcilerin lideri desem abartmış olmam.
1957’de daha yeni yapılmış, tipik bir Giresun evinde ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geliyor Enver Yücel. Kalabalık bir evde dünyaya gözlerini açıyor. Kendi ailesi dışında, babasının amcasının oğlu da o evde yaşıyor. 2 katlı 100 metrekarelik bir evde 12-13 kişi birlikte kalıyorlar. 10 metrekarelik bir odada 2 abisi ile birlikte kalıyor. Kalabalık bir aileleri var.
Ortaokul bitip, İstanbul’a lise okumaya gidene kadar bu evde kalıyor Enver Yücel.Babası bir esnaftı. Fındık ticaretiyle uğraşıyordu, hayvancılık da yapıyordu. Ancak bu ticaret için değildi. Evin ihtiyaçlarını karşılamak içindi. Artık okul dönemi gelmişti. Okulu 2 kilometre uzaktaydı. O zaman yol yoktu tabi. çamurlu yollardan giderdi. Elinde bir odun olurdu okulda soba yakmak için.Bu her öğrenci için o dönem zorunlu idi. İlkokula başladığında köyünde ortaokul yoktu. Sahilde Piraziz’de de ortaokul yoktu. Okumak için Ordu’ya gidecekti ancak sonrasında köye ortaokul açıldı. Ortaokulu da burada tamamladı. Babası okumasını çok istiyordu. Köyde de okuma oranı yüksekti. Zaten Türkiye’de ilk kez ilkokul açılan yerler arasındaydı. Güzel bir okul dönemi geçirdi. Mezun olduğunda artık İstanbul yolu ona görünmüştü.
Boş zamanlarında sürekli top oynardı. Yazları ise yaylaya giderdi. Evin bir büyüğü fındık zamanı küçük yaştaki çocukları ve hayvanları da alarak yaylaya çıkarırdı. Çocuklar ayak altında olmasın, hayvanlar da yaylada otlasın diye bu yapılırdı. 6-7 yaşlarına kadar bu devam etti. O yayla hayatını çok sevemedi. İnsan olan, cıvıl cıvıl ortamları daha çok seviyordu. Hep kalabalıkla, birlikte olurdu. Fındık bahçelerinde çalışmaya başladı. Dik yamaçlarda düşe kalka fındık topladı, çuval taşıdı. Daha o zamanlardan hayatı öğrenmeye başlamıştı aslında.Onun için dünyanın merkezi Giresun’un Piraziz ilçesi Şeyhli köyüydü, evi idi. İşte bu ortamda büyüyen bir çocuk olarak özgüveni çok yüksekti. Özgüveni olan bir çocuk da ne olursa olsun kendi yolunu çizebiliyor, ilerleyebiliyor. Eğitim okuldan önce belki de daha çok ailede oluyor.Onun karakteri de doğduğu evde oluşmaya başlamıştı aslında.
Ailesi ve özellikle babası, yaşadığı köyün derdini dert edinir, elinden geleni yapardı. Cemiyetçi, yardımsever bir aileydi. Yaptıkları işlerde kendileri dışında çevredekiler de yardımcı olmak isterlerdi. Köyde yetişmiş bir ailenin vermiş olduğu bir kültürle büyüdü. İşini iyi yapmayı, dürüst olmayı ve en önemlisi topluma faydalı olmayı ailesinden öğrendi. Daha o zamanlar dünyaya örnek olma arzusu vardı içinde. Hem kendine hem de topluma faydalı olmak için çalışmaya başladı. Ailesinden aldığı bu kültürü iş hayatına taşımayı bildi. Yıllar sonra Giresun’un Şeyhli köyünden çıkan bir birey olarak, Türkiye’nin en büyük eğitim kurumunu kurmayı başardı. Türkiye’de ‘Eğitimin Koç’u olacağım’ diyerek hedef koymuştu kendine. Geriye dönüp baktığında o evde öğrendiklerinin çok büyük faydası olduğunu anladı.Ortaokulun ardından Haydarpaşa Lisesi’ne yatılı olarak gitti. Babası onun eczacı ya da orman mühendisi olmasını istiyordu. Haydapaşa Lisesi’nde kaldığı dönemleri unutamayor. Bir ailesinden öğrendikleri bir de Haydarpaşa Lisesi’nde öğrendikleri onun için çok değerli. 110 kişilik yatakhanede kalıyordu. Dostluk, arkadaşlık, kardeşlik hepsini burada öğrendi. Ancak o son sınıfta kaldı. O yıl üniversiteyi de kazanmıştı. ODTÜ’de fizik bölümüne gidebiliyordu. Sınıfı geçemediği için üniversiteye gidemedi. Bir yıl beklemesi gerekiyordu. Bu yüzden baba ocağına döndü. Burada babasıyla birlikte çalıştı. Ancak okumak istiyordu. Tekrar İstanbul’un yolunu tuttu. Liseyi bitirdi ve Marmara Üniversitesi matematik bölümünü kazandı.Böyle bir çocukluk ve gençlik dönemi geçiren Enver Yücel için kırılma noktalarından biri ise lise son sınıfta gittiği dershane oluyor. Daha lise dönemlerinde gittiği dershaneyi bu devraldılar. O dershanede yönetici de oydu, hademe de. Her işi yapıyordu. Dershanenin bodrum katında yatıyordu. Acıbadem Hastaneleri’nin sahibi Mehmet Ali Aydınlar da lise arkadaşı idi. Onunla beraber kalırdı bazen. Böyle bir dönem geçirdi. Sonrasında ise ilk Uğur okulunu Florya’da açtı. Eski bir fabrikayı okul haline getirdi. 4 ay gibi kısa sürede tamamladı ve okulu açtı. Sonrasında ise ortağından ayrıldı. Bahçeşehir’de ilk okulunu açtı. Hikâye de burada başladı. Şimdi geldiğimi noktada Türkiye’nin birçok yerinde okul açtı. Dünyanın her yerini gezerek en iyi sistemleri Türkiye’ye getirmeye çalıştı. Artık o dünyada eğitimcilerin lideri oldu…
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
OKUL SALDIRILARI
Görüntüle →