KENDİ OLMAK ÖZGÜRLÜĞÜN EN SESSİZ BİÇİMİ…
İnsan, çoğu zaman zincirlerini bile özgürlük sanarak yaşar. Başkasının onayını beklerken özgür olduğunu söyler. Alkışın peşinden koşarken kendi sesini duyduğunu sanır. Oysa en ağır tutsaklık, görünmeyenidir. Boyna geçirilen demir halka değil, yüreğe geçirilen korkudur. İnsanı eğen de çoğu kez dışarıdan gelen güç değildir. İçine yıllar boyunca yerleşmiş çekingenliktir. Çocukluğundan kalma ürkekliktir. Sevilmeme korkusudur. Dışlanma kaygısıdır.Doğduğu gün özgürdü oysa insan. Bir ad taşımıyordu henüz. Bir kimliğin, bir inancın, bir ulusun, bir düşüncenin ağırlığı yoktu omuzlarında. Yalnızca soluk alıyordu. Yalnızca bakıyordu göğe. Yalnızca ağlıyordu acıdığında, açıktığında. Sonra yavaş yavaş başkalarının sözcükleri doldu içine. "Böyle ol." dediler. "Şöyle düşün." dediler. "Bunu sev." "Bundan kork." "Buna inan." "Bunu sorgulama." dediler.Bir çocuğun usuna bırakılan her korku, büyüdüğünde görünmeyen bir duvara dönüşür. O duvarın ardında yaşar insan yıllarca. Kendi seçimi sandığı nice kararın, aslında başkalarının korkularından örülmüş olduğunu çok geç anlar. Kimi hiç anlayamaz. Ömrünü, kendisine ait olmayan bir yaşamı sürdürerek tüketir.
Özgürlük, yalnızca kapıları açık bir ev değildir. Açık olsa bile o kapıdan çıkabilecek yüreği bulabilmektir. Çünkü nice insan vardır… Önü alabildiğine açıktır ama yürüyemez. Ayaklarını bağlayan ip değil, alışkanlıklarıdır. Vicdanını susturan baskı değil, beğenilme isteğidir. Gözlerini kapatan karanlık değil, ezberleridir.Ne gariptir… İnsan, en çok da kendi kurduğu kafesin bekçisidir.Özgür insan, kimseye boyun eğmeyen değildir yalnızca. Kendi vicdanına eğilmeyi bilen kişidir önce. Kalabalıkların alkışını değil, gecenin sessizliğinde kendi yüreğinin sesini dinleyebilen kişidir. Gereksinimini kendisi belirleyendir. Daha çoğuna sahip olmayı değil, gerçekten neye gereksinim duyduğunu sorabilendir.Azla yetinmek değildir bu. Yetinmeyi seçebilme özgürlüğüdür.İnsanı yoksullaştıran, eksik ekmek değildir her zaman. Bitmek bilmeyen isteklerdir çoğu kez. Doymayan gözlerdir. Durmadan çoğalan beklentilerdir. Çünkü istek büyüdükçe bağımlılık da büyür. Bağımlılık büyüdükçe korku dabüyür. Korku büyüdükçe insan küçülür. Kendi gölgesinden bile çekinir olur.Bir ırmağa bakarım bazen.Önüne çıkan kayaya öfkelenmez. Çarpar. Durur. Döner. Yolunu değiştirir. Ama yine denize ulaşır. Hiçbir su, başka bir su olmaya çalışmaz. Hiçbir ağaç, yanındaki ağacın boyunu kıskanmaz. Çam, meşe olmayı istemez. Zeytin, sedirin gölgesini ödünç almaz. Dağ, denizin derinliğine özenmez. Deniz de dağın yüksekliğini istemez.Doğa, karşılaştırmayı bilmez.Karşılaştırma, insanın icadıdır.Belki de bu yüzden yorulur en çok. Kendini başkasının aynasında aradığı için. Kendi yüzünü unutup başkasının yüzünü ezberlediği için. Başkasının mutluluğunu ölçü alıp kendi sessizliğini eksiklik sandığı için.Oysa hiç kimse ötekinden üstün değildir. Hiç kimse ötekinden aşağı da değildir. Üstelik eşit de değildir insanlar.Çünkü eşitlik, aynı olmak değildir. Aynılık, yaşamın dili değildir. Her insanın yürüyüşü ayrıdır. Her yüreğin sızısı başka yerden başlar. Aynı yağmur altında ıslansalar bile başka başka üşür insanlar. Aynı güneş doğsa da her yürek başka türlü ısınır.İnsanlar eşsizdir.Bir dağın dokusu nasıl öteki dağa benzemezse, bir insanın iç dünyası da ötekininkiyle ölçülemez. Kiminin çocukluğu sessizlikten örülmüştür. Kimininki bağırışlardan. Kimi sevgiyi kolay bulmuştur. Kimi bir ömür aramıştır. Kimi affederek büyümüştür. Kimi kırgınlıklarını yastık gibi taşımıştır yıllarca.Öyleyse nasıl kıyaslanabilir?Aynı acıyı yaşamamış iki insanın gözyaşı bile aynı değildir.Vicdan da böyledir. Her insanın içinde başka bir sesle konuşur. Kiminde usulca fısıldar. Kiminde gece boyunca susmaz. Kimisi onu susturdukça güçlendiğini sanır. Oysa susturulan vicdan ölmez. Derine çekilir yalnızca. Bekler. En sessiz gecede yeniden konuşmak için.İnsan kendinden kaçabilir bir süre. Kalabalıklara karışabilir. Başarıların arkasına saklanabilir. Ünle, güçle, varsıllıkla üstünü örtebilir. Ama kendi içindeki boşluğu hiçbir alkış dolduramaz. Çünkü insanın en uzun yolu dışarıya değil, içine uzanır.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
GİRESUN’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR!
Görüntüle →Son Yazıları
- ASLINDA FAKİRİZ HEPİMİZ…
- BİR ÖĞRETMENİ ALKIŞLAMAK,ASLINDA GELECEĞİ ALKIŞLAMAKTIR
- HAYATTA SADECE 5 DAKİKANIZ KALSAYDI NE YAPARDINIZ?
- DÜĞÜNLERDE DAVUL-ZURNA YERİNİ SADE NİKAHA BIRAKIYOR
- PİRAZİZ’DEN GÖNÜLLERDE İZ BIRAKAN KAYMAKAM BURAK ÖZ GELDİ GEÇTİ
- YILDIZ HABER GAZETEMİZ 21 YAŞINDA
- YİNE GELDİ GEÇTİ BABALAR GÜNÜ…
- HABABAM SINIFIN’NI HATIRLAYAN PARMAK KALDIRSIN…?
- PİRAZİZ’DE KONAK CAFEYE UĞRADINIZ MI?
- BUGÜN GENÇLERİN BAYRAMI 19 MAYIS 1926 GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI