ZÜBÜKLER
Yol yok, ulaşım yok.
Araç yok, araba yok, otobüs yok.
Tren yok, uçak yok.
Metrosu, tüneli, kavşağı, otobanı, raylı sistem, raysız sistem yok.
Taşıma, nakliye insan ve hayvan gücü ile yapılıyor.
Hayvan çok değerli.
Gücünden, etinden, sütünden, gübresinden yararlanılıyor.
Hayvanların yaydığı vücut ısısından bile yararlanıyor insanlar.
Ahırla ev bitişik mesela.
Su yok.
Dere var, göl var ama evlere getirilecek sistem yok.
Boru yok, pompa yok, motor yok.
İnsanlar, metrelerce taş duvarlar örüp üzerlerine su kanalları yapmışlar.
Bugün hâlâ, binlerce yıldır kalıntısı duranlar bile var.
Işık yok, elektrik yok, telefon yok, okul yok, eğitim yok, bilgi akışı yok.
Öğrenme, yaparak ve yaşayarak, düşe kalka, binlerce yılın tecrübelerini birleştirerek oluşmuş.
Deneyerek.
Zararlı olanlardan, faydasız olanlardan uzak durarak, yararlı olanları kullanarak insanlık ayağa kalkmış.
Yokluk var ama insanlar mutlu.
Binlerce yıldır da bu mavi küre üzerinde yaşam devam ediyor.
Toprak var, tohum var, tarla var.
Ağaç var, orman var.
Evet, bunlar var, hem de bol miktarda.
Ağaçlar kesilmemiş, ormanlar yakılmamış.
Dağ taş dinamitlerle patlatılmamış.
Su yatakları bozulmamış.
Doğa sade. Doğa, oluştuğu gibi, yaratıldığı gibi korunmuş.
Ya şimdi? Her şey var.
Ama sığamıyoruz şu uçsuz bucaksız dünyaya.
Kendimize dar ettik şu koca dünyayı.
Çünkü hırsızlık var. Yolsuzluk var.
Alavere dalavere, üçkâğıt, namussuzluk, yalan dolan, iftira, rüşvet, riya, hile, her ne olumsuz şey varsa, bizde mevcut.
Çalıyoruz bol bol.
Hem de kendi geleceğimizi.
Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini.
Fakirin, yetimin, garibin, sahipsizlerin, yolda yürüyemeyenlerin, hastane köşelerinde ölümü bekleyenlerin hakkını çalıyoruz.
İnsanların geleceğini çalıyoruz.
Diplomamız sahte, ruhsatımız sahte, seçimimiz sahte, üyemiz sahte, delegemiz sahte, koltuğumuz sahte.
Etimiz, sütümüz, balımız, peynirimiz, yoğurdumuz sahte, insanlığımız sahte.
Ne tuhaf işler bunlar.
Bayılıyoruz da sahte insanlara.
Çalana çırpana, hırsıza uğursuza, ikiyüzlüye, iffetsize, ahlaksıza, namussuza, üçkâğıtçıya.
Zübüklere…
Başımızdan da eksik etmiyoruz.
Sonra da oturup,
Şaşkın şaşkın birbirimizin yüzüne bakıp soruyoruz:
— Nereden çıkıyor bunlar?
— Ne olacak bu memleketin hâli?
Sahi yahu, ne olacak bu işler?
Bu memleketin hâli ne olacak böyle?
Bilen varsa anlatsın.
Fizan’da bile olsa gider, dinlerim.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
HAZAN MEVSİMİ VE AHMET HAŞİM
Görüntüle →