Yıldız Haber
Yıldız Haber
Yağmur
Giresun · 23°C
Bizi Takip Edin
25 Ağustos 2026 - 09:56

YAZARHANE ŞAİR VE YAZARLARI TANITIM SERİSİ-6 SERAP EROL - GÜVEN

0 Okunma 0 Paylaşım
YAZARHANE ŞAİR VE YAZARLARI TANITIM SERİSİ-6 SERAP EROL - GÜVEN

Bugün sizlere Yazarhane ailesinin kurucularından ve “Güven” isimli romanın yazarı Serap Erol’u ve kitabı “Güven’i” takdim etmek istiyorum.

Serap Erol’un 2025 yılında okurla buluşan Güven romanı, adını tek bir duygudan değil, insan hayatının en kırılgan noktalarından birinden alıyor. Çünkü güven dediğimiz şey, çoğu zaman varlığını hissettirmeyen ama kaybolduğunda hayatımızdaki bütün dengeleri değiştiren görünmez bir bağ. Üstelik roman, güven kavramını çok boyutlu olarak ele alması açısından da dikkat çekiyor. Bir çocuğun ailesine güvenmesi, bir kadının bir erkeğe güvenmesi, mağdurun adalete güvenmesi,insanın kendisine güvenmesi, sevginin güven üzerine kurulması… Bu da kitabı çok katmanlı yapıyor.

Romanın dünyasına girdiğimizde Eda, Akın ve Güven başta olmak üzere farklı hayatların birbirine dokunduğunu görüyoruz. Fakat bu insanların hikâyelerini yalnızca bir aşk anlatısının parçaları olarak okumak kitaba haksızlık etmek olur.Burada aşk kadar geçmiş de önemli; sevgi kadar kayıp, umut kadar korku, adalet kadar çaresizlik de var.

Eda’nın hikâyesinde çocuklukta açılan yaraların insan büyüdüğünde ortadan kaybolmadığını hissediyoruz. Bazen yalnızca şekil değiştiriyorlar. Çocukken yaşanan bir kayıp, yetişkinlikte alınan kararların gölgesine dönüşebiliyor. Bir insanın güçlü görünmesi ise mutlaka yarasız olduğu anlamına gelmiyor.

Akın’ın hikâyesi de başka bir eksiklik duygusunun içinden ilerliyor. Onun geçmişi, insanın kendisini ait hissedebileceği bir yer aramasının ne kadar temel bir ihtiyaç olduğunu hatırlatıyor. Böylece Eda ile Akın arasındaki yakınlaşma yalnızca iki insanın birbirinden hoşlanması olarak değil, iki farklı geçmişin birbirini anlamaya çalışması olarak okunabiliyor.

Ve Güven…

Romanın adında olduğu gibi, Güven karakteri de hikâyenin merkezindeki kavramı düşündüren önemli bir figür. Onu yalnızca olayların içinde yer alan bir karakter olarak değil, romanın vicdani tarafını taşıyan kişilerden biri olarak değerlendirmek mümkün. Kimi karakterler hikâyeyi yaşar; kimileri ise hikâyenin ahlaki ağırlığını omuzlar. Güven bana daha çok ikinci grupta duran bir karakter. Okurken kendinize şu soruları soruyorsunuz , bu ikilemlerde ben Güven’in yerinde olsam ne yapardım? Bu açıdan da okuyucusunu düşündüren bir eser.
Şu soruları da soruyor okuyucusuna:

İnsan geçmişine rağmen sevebilir mi?
Bir kez kırılan güven yeniden kurulabilir mi?
Adalet geciktiğinde insan umudunu koruyabilir mi?
Bir başkasını iyileştirmeye çalışırken insan kendisini de iyileştirebilir mi?

Belki de romanın en güzel tarafı, bütün bu sorulara tek bir cevap vermemesi.

Hayatın kendisi gibi…

Romanın beni düşündüren taraflarından bir diğeri de,kadınların hikâyede kapladığı yer. Kadınların yaşadığı şiddet, baskı, korku ve toplumsal yaralar anlatılırken mesele yalnızca bireysel acılarla sınırlı kalmıyor. Çünkü bir kadının yaşadığı travma çoğu zaman yalnızca onun hikâyesi değildir. Aile, toplum, suskunluklar, yanlış kabuller ve bazen de görmezden gelme kültürü o hikâyenin içinde sessizce yer alır.

Kadın karakterlerin birbirleriyle kurduğu bağlar, romanın karanlık taraflarının arasında bir nefes alanı oluşturuyor. İnsan bazen ailesini seçemez ama hayatına kimi alacağını seçebilir. Ve kimi zaman kan bağı olmayan insanlar, insanın kendisini en güvende hissettiği aileye dönüşebilir.

Serap Erol’un romanında dikkatimi çeken bir başka unsur ise acının yalnızca acı olarak bırakılmaması.Çünkü romandaki karakterlerin geçmişlerinde kırılmalar var; fakat hikâye yalnızca bu kırılmaların etrafında dönmüyor. Acının ardından yeniden hayat kurma ihtimali de sürekli hissediliyor.

Bu yüzden kitabı okurken “İnsanların başına neler gelmiş?” sorusundan çok, “Bunca şeyden sonra nasıl yaşamaya devam ediyorlar?” sorusu daha anlamlı hâle geliyor.

Ve belki de Güvenin asıl meselesi tam burada ortaya çıkıyor:

İnsanı hayatta tutan şey, hiç kırılmamış olmak değil; kırıldıktan sonra yeniden bütünleşmenin bir yolunu bulabilmek.

Edebî açıdan bakıldığında romanın en güçlü tarafının duygusal damarında olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin geçmişleri, ilişkileri ve yaşadıkları olaylar okuru duygusal olarak hikâyenin içine çekiyor. Bunun yanında toplumsal meselelerin romanın romantik tarafıyla birlikte ilerlemesi, kitabı yalnızca bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarıyor.Karakterlerin yaralarını o kadar derinden hissediyorsunuz ki herbiri ile kolayca empati kurabiliyorsunuz.

Ben kitabı bitirdiğimde geriye en çok şu düşünce kaldı:

Güven, aslında bir başkasına inanmakla başlamıyor. Önce insanın herşeye rağmen kendisini yeniden sevebileceğine inanması ile başlıyor .Çünkü kendisine güvenmeyen bir insan, başkasının sevgisinde bile sürekli bir tehdit arayabiliyor.

Belki de gerçek güven; “Beni asla incitmeyecekler.” demek değildir. Gerçek güven, hayatın bizi incitebileceğini bilerek yine de yaşamaya, sevmeye ve iyi kalmaya devam edebilmektir.Ve belki bütün kitabın ardından geriye bırakılabilecek en önemli soru da şu:
İnsan, güvenini kaybettiği dünyada yeniden güvenmeyi nasıl öğrenir?
Ve bunun cevabı bir kitabın son sayfasında değil, hepimizin kendi hayatında saklıdır.

Yazarhane olarak Serap Erol’a kaleminin yolculuğunda başarılar diliyor, Güven romanını okuruyla buluşturduğu için kendisini kutluyoruz.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!