Sevgili okurlar…
Bir şeyler ters gidiyor…
Hem de uzun zamandır.
Eskiden “ayıp” diye bir kavram vardı.
Herkesin diline dolanmazdı ama herkesin zihninde bir sınır çizerdi.
O sınır, toplumun kendini koruma refleksiydi aslında.
Bugün o sınır yok.
Ahlak bozuldu demek artık bir tespit değil, bir sonuç.
Çünkü her şey alenen yaşanıyor, alenen gösteriliyor, alenen servis ediliyor.
Üstelik bunu yapanlar utanmıyor…
İzleyenler de alışıyor.
Ben rahatsızım.
Evet, açıkça söylüyorum; rahatsızım.
Eskiden gazeteciliğin bir omurgası vardı.
Bir çizgisi, bir ölçüsü, bir sorumluluğu…
Asayiş haberleri vardı mesela.
Olurdu elbette hayatın içinde vardı çünkü.
Ama üçüncü sayfada yer bulurdu.
Kısa geçilirdi.
Detaya girilmezdi.
Neden?
Çünkü toplum korunurdu.
Çünkü “örnek olmasın” denirdi.
Çünkü “akıllar bulanmasın” istenirdi.
Bugün ise tam tersi yapılıyor.
Ne kadar aşağılık, ne kadar mide bulandırıcı, ne kadar çürümüş bir olay varsa; en ince ayrıntısına kadar servis ediliyor.
Sanki yarış var…
Kim daha fazla çürümüşlük gösterecek diye.
Sosyal medya sayfaları da bu işin fitilini ateşledi.
Ama asıl üzücü olan ne biliyor musunuz?
Bazı gazeteler de ne yazık ki bu bataklığa isteyerek girdi.
Çünkü kolay, albenisi var ve takipçi getiriyor…
Ama şunu kimse söylemiyor:
Toplum elden gidiyor.
Bugün televizyonlara bakın…
Sosyal medya hesaplarına göz atın…
Ahlak denen kavram, adeta sistematik şekilde yok ediliyor.
Ve biz bunu izliyoruz.
Sessizce…
Alışarak…
Normalleştirerek…
İşte asıl tehlike burada.
Çürüme bir anda olmaz.
Yavaş yavaş olur.
Alıştıra alıştıra olur.
Bugün “normal” dediğimiz birçok şey, düne kadar kabul edilemezdi.
Şimdi soruyorum:
Bu gidiş nereye?
Toplumu bilgilendirmek başka bir şeydir…
Toplumu kirletmek başka.
Gazetecilik ise başka bir şeydir…
Ben hâlâ eskiyi savunanlardanım.
Hâlâ sınır olması gerektiğine inananlardanım.
Hâlâ “her şey yazılmaz” diyenlerdenim.
Ve evet…
Gerekirse tek başıma kalana kadar da bu mücadeleyi vermeye devam edeceğim.
Çünkü bazı şeyler yalnız kalmayı göze alacak kadar değerlidir.
Ahlak da onlardan biridir.