Bir hikâyeyle karşılaştığımızda çoğu zaman şu ikilem belirir: Kitabını mı okumalıyım, filmini ya da dizisini mi izlemeliyim? Modern hayatın hızında bu soru masum görünür; ama aslında zihnin, hayal gücünün ve hatta sabrın nasıl çalıştığına dair önemli ipuçları taşır.
Kitap okumak, insanın kendi iç sesiyle baş başa kaldığı nadir deneyimlerden biridir. Yazar kelimeleri verir; ama sahneyi kuran, yüzleri çizen, atmosferi yaratan okurun zihnidir. Aynı kitabı okuyan iki kişinin kafasındaki dünya asla birebir aynı değildir. İşte kitabın en büyük gücü burada yatar: Okuru pasif bir izleyici değil, aktif bir yaratıcıya dönüştürür. Kelimeler arasında gezinirken dikkat, odaklanma ve sabır kasları çalışır. Zihin yorulur ama derinleşir.
Öte yandan film ve diziler çağımızın en güçlü anlatı araçlarıdır. Görsel ve işitsel unsurlar sayesinde hikâye hızlıca kavranır, duygular kısa sürede yoğunlaşır. Müzik bir sahnenin kalbine dokunur, oyuncunun bakışı sayfalarca anlatımı birkaç saniyede verebilir. Özellikle zamanı kısıtlı olanlar için izlemek, hikâyeye ulaşmanın pratik bir yoludur. Ayrıca bazı eserler, görsel anlatımla daha geniş kitlelere ulaşarak edebiyatın kapısını hiç aralamamış insanlara bile hikâye sevgisi kazandırabilir.
Ancak fayda meselesine geldiğimizde tablo biraz değişir. Kitap, zihinsel derinlik ve içsel yolculuk açısından hâlâ rakipsizdir. Okurken dururuz, geri döneriz, altını çizeriz, bir cümle üzerinde uzun uzun düşünürüz. Film ve diziler ise akıp gider; kaçırılan bir detay çoğu zaman fark edilmez. İzlemek daha çok hazır bir dünyaya misafir olmaktır; okumak ise o dünyayı sıfırdan inşa etmek.
Bu, izlemek değersiz demek anlamına gelmez. İyi uyarlanmış bir film ya da dizi, kitabın ruhunu başka bir sanat dalında yeniden yorumlar. Bazen kitap okunduktan sonra izlenen bir uyarlama, karakterlere yeni bir boyut katar. Bazen de izlenen bir film, “kitabını da okumalıyım” düşüncesini doğurarak edebiyata giden yolu açar.
Şahsen ben önce kitabı okumayı sonra varsa filmini ya da dizisini izlemeyi tercih edenlerdenim. Böylece hikayeye yönetmen ve oyuncuların kattıklarından etkilenmeden kendi bakış açımla başlamış olur sonra diğer bakış açılarını da görebilmek adına filmini izlerim. Tam akdi şekilde olduğunda kitabı okurken zihnim kendi görüntülerini yaratmak yerine filmden kareleri gözümde canlandırmaya başlar. Bu da kitap okumanın büyüsünü yok eder bende.
Belki de doğru soru şu değildir: Hangisi daha faydalı? Asıl soru şudur: Ben bu hikâyeden ne bekliyorum? Derinlik, düşünme ve içsel temas arıyorsak kitap; hız, görsellik ve duygusal yoğunluk arıyorsak film ya da dizi bizi çağırır.
Sonuçta hikâye aynı hikâye olabilir; ama yolculuk farklıdır. Kitapta yolu biz çizeriz, ekranda yol bize gösterilir. Bazen yürümek iyidir, bazen manzarayı izlemek. Önemli olan, hikâyeyle gerçekten temas edebilmek ve onu hayatımıza bir şekilde dahil edebilmektir. Çünkü ister okunan ister izlenen olsun, iyi bir hikâye insanda iz bırakıyorsa amacına ulaşmıştır.