Son zamanlarda okullarda yaşanan şiddet olayları, özellikle silahlı saldırı haberleri, toplumun en hassas yerinden vuruyor: çocuklarımız. Her anne-babanın içinde aynı soru büyüyor: “Çocuğum güvende mi?” Bu sorunun yarattığı kaygı o kadar güçlü ki bazı veliler çocuklarını okula göndermemeyi bile düşünmeye başladı. Ancak burada durup sormamız gereken çok önemli bir şey var: Korkuya teslim olmak, gerçekten çözüm mü?Çocukları okula göndermemek, ilk bakışta koruyucu bir refleks gibi görünebilir. Fakat bu yaklaşım uzun vadede hem bireysel hem toplumsal açıdan ciddi sonuçlar doğurur. Eğitim sadece akademik bilgi edinmek değildir; çocukların sosyalleştiği, kendini ifade etmeyi öğrendiği, hayatla bağ kurduğu bir alandır. Onları bu alandan koparmak, görünmeyen ama derin yaralar açabilir.
Elbette velilerin endişeleri son derece haklı. Kimse çocuğunu riske atmak istemez. Ancak çözüm, çocukları hayatın içinden çekmek değil, hayatı daha güvenli hale getirmektir. Okulların güvenliği artırılmalı; giriş-çıkış kontrolleri sıkılaştırılmalı, güvenlik personeli sayısı artırılmalı, psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Aynı zamanda aileler, öğretmenler ve yöneticiler arasında güçlü bir iletişim ağı kurulmalıdır. Çünkü güvenlik sadece fiziki önlemlerle değil, erken farkındalık ve sağlıklı iletişimle sağlanır.Unutmamak gerekir ki korku bulaşıcıdır. Eğer biz yetişkinler sürekli tehdit algısıyla hareket edersek, çocuklar da dünyayı güvensiz bir yer olarak algılar. Bu da onların psikolojik gelişimini olumsuz etkiler. Oysa çocuklara verilmesi gereken mesaj şudur: “Dünya mükemmel bir yer değil ama biz birlikte daha güvenli hale getirebiliriz.”
Velilerin çocuklarını okula göndermemesi, sorunu çözmek yerine görünmez hale getirir. Oysa çözüm, geri çekilmekte değil; daha bilinçli, daha kararlı ve daha sistematik bir şekilde ileri adım atmaktadır. Okulları terk etmek yerine, okulları dönüştürmek gerekir.Çünkü karanlıklar ondan kaçıp saklanınca değil, üzerine ışıkla yürüyünce yok olur.