Bir zamanlar, dağların kalbinde doğan bir dere vardı. Adı yoktu… çünkü henüz kendini tanımıyordu.
Başlarda incecik, ürkek bir su yoluydu. Kayaların arasından çekinerek süzülür, her kıvrımda “Acaba doğru yolda mıyım?” diye fısıldardı. Biliyordu bi yolu vardı. Ama doğru yolda olup olmadığını anlayacak kadar tecrübesi yoktu.Henüz derin bir yatağı yoktu , bu yüzden suları, karşısına çıkan taşlara, kayalara her türlü engele karşı yön değiştiriyordu. Kışın eriyen kar sularıyla ,baharda yağan yağmurlarla günden güne büyüdü. Her mevsimin ruhundan aldı.Nehir oldu.
Bir gün öyle coştu ki…
Sular köpürdü, taşları yerinden oynattı, önüne çıkan dalları sürükledi. Gürültüsü vadilerde yankılandı.
“Ben güçlüyüm!” diye haykırdı. Bir su damlası olduğu zamanları unutup,
“Artık kimse beni durduramaz!” diye coşkuyla bağırdı.
Ama o coşkunluk uzun sürmedi.
Bir süre sonra, güneş yakıcı oldu. Rüzgârlar dindi. Nehir ağırlaştı… sesi kısıldı. Sanki içinden bir şey eksilmişti.
Bu kez de usul usul aktı.
Kendi içine döndü.
“Ben neden böyleyim?” diye sordu bu kez.
“Az önce dünyayı yıkacak gibiydim… şimdi eksildim, duruldum.”
Nehir, kendi değişkenliğinden yorulmuştu. Bir gün, kıyısında duran yaşlı bir söğüt ağacına sordu:
“Ben neden bir gün fırtına gibi deli, bir gün sessiz bir dere gibi durgun oluyorum?”
Söğüt dallarını hafifçe salladı, yaprakları suya değdi.
“Çünkü ,büyüyorsun,” dedi.
“Senin içinde henüz adını koyamadığın bir dünya var. Bazen taşkın bir sel kadar dolu… bazen bir kar tanesi gibi sessiz. İçinde hem sağanak yağmurların çılgın ruhu, hem kar tanelerinin sakin ruhu var.
Nehir bunu ilk kez duyuyordu.
“Peki bu geçecek mi?” diye sordu.
Söğüt gülümsedi.
“Geçmeyecek… ama değişecek. Sen de değişeceksin. Coşkunluğunu da, sakinliğini de taşımayı öğreneceksin.”
Nehir o günden sonra kendine biraz daha dikkatle baktı.
Coştuğunda artık korkmadı.
“Bu benim gücüm,” dedi.
Sakinleştiğinde üzülmedi.
“Bu da benim derinliğim,” dedi.
Zamanla öğrendi ki…
taşmak da kendine ait, durulmak da.Hepsi, gelişiminin bir parçası.Ve öğrendikçe yatağı derinleşti. Öğrendikçe denizle vuslat yolu belirginleşti.
Ve bir gün, denize kavuştuğunda fark etti:
O, hep aynı nehir değildi… ama hep kendisiydi.Hem bir su damlasıydı, hem bir okyanus. Kar tanesiydi, yağmurdu, su damlasıydı, denizdi, bir ağacın gövdesinde dalında,meyvesinde dolanan candı.Tek bir şey değildi, pek çok şeydi.
Çünkü içinde taşıdığı o dalgalı, değişken, bazen deli akan bazen durgunlaşan ruh…
aslında bir bütünün parçası ve bütünün ta kendisiydi.