Ayşen ENGİN
Köşe Yazarı
Ayşen ENGİN
 

AYNI ÇAĞIN FARKLI EĞİTİLEN ÇOCUKLARI: AVRUPA VE TÜRKİYE’DE EĞİTİM ÜZERİNE BİR KIYAS

Eğitim sistemleri, bir toplumun aynaya baktığında gördüğü en dürüst yansımadır. Avrupa ülkeleri ile Türkiye’nin eğitim anlayışları da tam olarak bu nedenle hem birbirine benzer hem de köklü biçimde ayrışır. Aynı çağın çocuklarını yetiştirirler; ama onlara sordukları sorular, bekledikleri cevaplar ve başarıyı tanımlama biçimleri farklıdır. Avrupa eğitim sistemleri ile Türk eğitim sistemi arasındaki en belirgin benzerlik, temel yapıda ortaya çıkar. Her iki sistem de zorunlu eğitim esasına dayanır, müfredatlar merkezi kurumlarca belirlenir ve diploma, hâlâ toplumsal statünün önemli bir anahtarıdır. Matematik, fen, ana dil ve tarih dersleri her iki tarafta da eğitimin omurgasını oluşturur. Kâğıt üzerinde bakıldığında, sınıflar, ders saatleri ve sınavlar birbirine oldukça tanıdık görünür. Ancak iş nasıl öğretildiği sorusuna geldiğinde yollar ayrılır. Avrupa’da eğitim, genel olarak öğrenci merkezli bir anlayışa yaslanır. Öğrenciye “ne düşünüyorsun?” diye sorulur. Türkiye’de ise uzun yıllar boyunca eğitim, öğretmen ve sınav merkezli ilerlemiştir; öğrenciye daha çok “doğru cevap nedir?” diye sorulmuştur. Avrupa’daki birçok ülkede ezber, bir araç olarak görülürken Türkiye’de çoğu zaman amaç hâline gelir. Bu durum, yaratıcılık ve eleştirel düşünme becerilerinin gelişimini doğrudan etkiler. Bir diğer önemli fark ölçme ve değerlendirme anlayışında ortaya çıkar. Avrupa’da öğrencinin başarısı yalnızca tek bir sınava bağlanmaz; proje, sunum, grup çalışması ve süreç değerlendirmesi büyük yer tutar. Türkiye’de ise kader belirleyen merkezi sınavlar hâlâ sistemin bel kemiğidir. Birkaç saatlik performans, yılların emeğini gölgede bırakabilir. Bu da öğrenciyi öğrenmeye değil, sınav kazanmaya odaklar. Mesleki eğitim konusu ise Avrupa ile Türkiye arasındaki farkın en çarpıcı olduğu alanlardan biridir. Avrupa’da meslek liseleri ve çıraklık sistemleri güçlüdür; akademik yol ile mesleki yol arasında hiyerarşik bir üstünlük kurulmaz. Türkiye’de ise mesleki eğitim uzun süre “ikinci seçenek” olarak algılanmış, bu algı hem öğrenciyi hem de iş gücü piyasasını olumsuz etkilemiştir. Öğretmen profiline bakıldığında da yaklaşım farkı görülür. Avrupa’da öğretmenler genellikle daha özerktir; müfredatı sınıfa ve öğrenciye göre esnetebilir. Türkiye’de öğretmenler çoğu zaman merkezi programlara sıkı sıkıya bağlıdır. Bu durum öğretmeni uygulayıcıya, Avrupa’da ise eğitimin tasarımcılarından birine dönüştürür. Tüm bu farklılıklara rağmen Türkiye’nin son yıllarda Avrupa’ya yaklaşma çabası da göz ardı edilemez. Yeni müfredatlarda beceri temelli kazanımların artması, proje ve seçmeli derslerin çoğalması bu arayışın işaretidir. Ancak köklü dönüşüm, mevzuat değişikliğinden daha uzun zaman ister. Sonuç olarak Avrupa ve Türkiye eğitim sistemleri aynı hedefi paylaşır: iyi bireyler yetiştirmek. Fakat biri bu hedefe soru sorarak, diğeri çoğu zaman cevap ezberleterek yürür. Gerçek reform ise belki de şu soruda gizlidir: Çocuklarımıza neyi bildiklerini mi, yoksa neyi sorguladıklarını mı sormak istiyoruz? Eğitim, bu tercihin en net yansımasıdır.
Ekleme Tarihi: 23 Aralık 2025 -Salı
Ayşen ENGİN

AYNI ÇAĞIN FARKLI EĞİTİLEN ÇOCUKLARI: AVRUPA VE TÜRKİYE’DE EĞİTİM ÜZERİNE BİR KIYAS

Eğitim sistemleri, bir toplumun aynaya baktığında gördüğü en dürüst yansımadır. Avrupa ülkeleri ile Türkiye’nin eğitim anlayışları da tam olarak bu nedenle hem birbirine benzer hem de köklü biçimde ayrışır. Aynı çağın çocuklarını yetiştirirler; ama onlara sordukları sorular, bekledikleri cevaplar ve başarıyı tanımlama biçimleri farklıdır. Avrupa eğitim sistemleri ile Türk eğitim sistemi arasındaki en belirgin benzerlik, temel yapıda ortaya çıkar. Her iki sistem de zorunlu eğitim esasına dayanır, müfredatlar merkezi kurumlarca belirlenir ve diploma, hâlâ toplumsal statünün önemli bir anahtarıdır. Matematik, fen, ana dil ve tarih dersleri her iki tarafta da eğitimin omurgasını oluşturur. Kâğıt üzerinde bakıldığında, sınıflar, ders saatleri ve sınavlar birbirine oldukça tanıdık görünür. Ancak iş nasıl öğretildiği sorusuna geldiğinde yollar ayrılır.

Avrupa’da eğitim, genel olarak öğrenci merkezli bir anlayışa yaslanır. Öğrenciye “ne düşünüyorsun?” diye sorulur. Türkiye’de ise uzun yıllar boyunca eğitim, öğretmen ve sınav merkezli ilerlemiştir; öğrenciye daha çok “doğru cevap nedir?” diye sorulmuştur. Avrupa’daki birçok ülkede ezber, bir araç olarak görülürken Türkiye’de çoğu zaman amaç hâline gelir. Bu durum, yaratıcılık ve eleştirel düşünme becerilerinin gelişimini doğrudan etkiler. Bir diğer önemli fark ölçme ve değerlendirme anlayışında ortaya çıkar. Avrupa’da öğrencinin başarısı yalnızca tek bir sınava bağlanmaz; proje, sunum, grup çalışması ve süreç değerlendirmesi büyük yer tutar. Türkiye’de ise kader belirleyen merkezi sınavlar hâlâ sistemin bel kemiğidir. Birkaç saatlik performans, yılların emeğini gölgede bırakabilir. Bu da öğrenciyi öğrenmeye değil, sınav kazanmaya odaklar. Mesleki eğitim konusu ise Avrupa ile Türkiye arasındaki farkın en çarpıcı olduğu alanlardan biridir. Avrupa’da meslek liseleri ve çıraklık sistemleri güçlüdür; akademik yol ile mesleki yol arasında hiyerarşik bir üstünlük kurulmaz. Türkiye’de ise mesleki eğitim uzun süre “ikinci seçenek” olarak algılanmış, bu algı hem öğrenciyi hem de iş gücü piyasasını olumsuz etkilemiştir.

Öğretmen profiline bakıldığında da yaklaşım farkı görülür. Avrupa’da öğretmenler genellikle daha özerktir; müfredatı sınıfa ve öğrenciye göre esnetebilir. Türkiye’de öğretmenler çoğu zaman merkezi programlara sıkı sıkıya bağlıdır. Bu durum öğretmeni uygulayıcıya, Avrupa’da ise eğitimin tasarımcılarından birine dönüştürür. Tüm bu farklılıklara rağmen Türkiye’nin son yıllarda Avrupa’ya yaklaşma çabası da göz ardı edilemez. Yeni müfredatlarda beceri temelli kazanımların artması, proje ve seçmeli derslerin çoğalması bu arayışın işaretidir. Ancak köklü dönüşüm, mevzuat değişikliğinden daha uzun zaman ister.

Sonuç olarak Avrupa ve Türkiye eğitim sistemleri aynı hedefi paylaşır: iyi bireyler yetiştirmek. Fakat biri bu hedefe soru sorarak, diğeri çoğu zaman cevap ezberleterek yürür. Gerçek reform ise belki de şu soruda gizlidir: Çocuklarımıza neyi bildiklerini mi, yoksa neyi sorguladıklarını mı sormak istiyoruz? Eğitim, bu tercihin en net yansımasıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.