Sevgili okurlar…
Ülkemizde ki her bir birey,
Bir süredir aynı soruların etrafında dönüyor,
Geçim ne olacak,
Adalet ne zaman hissedilecek,
Gençler bu ülkede kalacak mı?
Her sabah yeni bir gündemle uyanıyoruz
Ama akşam olduğunda değişen pek bir şey olmuyor.
Enflasyon rakamları açıklanıyor,
Maaşlar konuşuluyor,
Zamlar sıradanlaşıyor.
Vatandaş artık “zam geldi mi?” diye sormuyor bile.
Sadece, “neye zam gelmedi?” diye bakıyor.
Siyaset cephesinde ise yüksek ses çok, net cevap az.
Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Meclis’te tartışılan başlıklar ile sokaktaki vatandaşın gündemi arasındaki makas her geçen gün biraz daha açılıyor.
Bir yanda rakamlar,
Diğer yanda boş pazar poşetleri…
Gençler umutlu değil
Üniversite bitiriyorlar ama gelecek planı yapamıyorlar.
KPSS’ye giren de,
Özel sektöre yönelen de aynı soruyu soruyor;
“Bu ülkede emeğimin karşılığını alabilecek miyim?”
Cevap net değil,
Belirsizlik ise en ağır yük.
Adalet konusu da artık sadece mahkeme salonlarında konuşulmuyor.
Sokakta, kahvede, sosyal medyada herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Herkes için eşit mi?”
Bu sorunun yüksek sesle sorulması bile başlı başına bir toplumsal alarmdır.
Yerelde ise tablo daha net.
Belediyeye giden yol bozuksa vatandaş onu konuşuyor.
Okulun önü çamursa çocuk onu yaşıyor.
Elektrik, su, ulaşım…
Büyük laflardan çok,
Küçük ama hayati sorunlar gündemi belirliyor.
İşte tam da bu yüzden yerel basın hâlâ en güvenilir adres.
Türkiye yoruldu.
Ama bu yorgunluk umutsuzluk olmak zorunda değil.
Çözüm; daha az laf, daha çok samimiyet.
Daha az kavga, daha çok çözüm.
Ve en önemlisi, vatandaşı sadece seçim zamanı hatırlamayan bir anlayış.
Bu ülkenin hâlâ güçlü bir toplumsal hafızası,
Çalışkan insanları ve ayakta kalma refleksi var.
Ama artık laf değil, sonuç görmek istiyor.
Vatandaş bekliyor.
Sessiz ama dikkatle…
Kalın sağlıcakla…