Sevgili okurlar…
Mecliste yükselen ses, sadece kürsüde kalmıyor.
Ekranlardan evlerimize,
Oradan sokaklara,
Trafikte direksiyon başına,
Esnaf tezgâhına kadar yayılıyor.
“En tepedekiler böyle yapıyorsa, ben neden sakin olayım?” duygusu sinsice yerleşiyor zihinlere.
Oysa kavga;
Ne ekmek büyütür,
Ne adalet getirir,
Ne de sorun çözer.
Kavga sadece öfkeyi çoğaltır.
Haklıyı haksız, haksızı mağdur yapar.
Sözün yerini yumruk, aklın yerini kin alır.
Bakın etrafımıza…
Bir trafik tartışması can alıyor.
Bir komşu kavgası yılların dostluğunu bitiriyor.
Bir aile içi tartışma telafisi olmayan yaralar açıyor.
Bir siyasi kavga, toplumu ikiye bölüyor.
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Herkes haklı ama kimse sorumluluk almıyor.
Oysa kavga etmeyi değil, konuşmayı öğrenmek zorundayız.
Bağırarak değil, anlayarak…
Üstten bakarak değil, empati kurarak…
Mecliste başlayan üslup bozukluğu, toplumun diline sirayet ediyor.
Siyasetin dili sertleştikçe, sokağın dili de sertleşiyor.
Sözle çözülmesi gereken meseleler, güç gösterisine dönüşüyor.
Peki kavgadan ne çıkar?
Güvensizlik çıkar,
Kırgınlık çıkar,
Kin çıkar,
Gözyaşı çıkar…
Ama çözüm çıkmaz.
Artık şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Haklı çıkmak mı istiyoruz, huzurlu yaşamak mı?
Unutmayalım…
Bu ülke bağıranların değil,
Düşünenlerin omuzlarında yükselecek.
Kavga edenlerin değil,
Konuşabilenlerin sayesinde ayakta kalacak.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Kavga eden herkes biraz kaybeder…
Ama susup dinleyen, çoğu zaman kazanır.
Kalın sağlıcakla.