Sinan Yıldız
Köşe Yazarı
Sinan Yıldız
 

İNSANA DEĞİL, İLKEYE GÜVENMEK

Sevgili okurlar… İnsan, inanmak istiyor. Bir sanatçının iyiliğine, bir siyasetçinin sözüne, bir yöneticinin adaletine… İnanıyor, güveniyor, peşinden gidiyor. Bazen alkışlıyor, bazen savunuyor, bazen de hiç tanımadığı bir insan için en yakınıyla tartışıyor. Sonra bir sabah uyanıyoruz… Dün omuzlarımızda taşıdığımız isim, bugün bambaşka iddialarla karşımıza çıkıyor. Bugün gündemde Haluk Levent var. Yıllarca zor durumda kalanların yardımına koşan, afet bölgelerinde görünen ve kurduğu AHBAP Derneği aracılığıyla toplumun geniş bir kesiminin güvenini kazanan bir isimdi. Birçok insan için sanatçı kimliğinin ötesine geçmiş, adeta iyiliğin ve dayanışmanın sembolü hâline gelmişti. Ancak Haluk Levent, AHBAP Derneğine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 12 Temmuz 2026 tarihinde gözaltına alındı. Ve bu gelişme, güven anlayışımızı sorgulamamıza neden oldu. Biz insanları hemen kahraman ilan ediyoruz? Aslında bu sadece sanatçılar için geçerli değil. Siyasette de aynı hatayı yapıyoruz. Bir siyasetçi meydana çıkıyor, halka sarılıyor, güzel sözler söylüyor. “Milletin adamıyım”, “Halk için çalışacağım”, “Kul hakkı yemeyeceğim” diyor. Biz de inanıyoruz. Seçimden önce kapımızı çalan siyasetçiyi seçimden sonra görebilmek için aylarca bekliyoruz. Dün mütevazı bir hayat sürenlerin bugün makam araçlarıyla halktan uzaklaştığını görüyoruz. Dün haksızlığa karşı konuşanların, koltuğa oturunca aynı haksızlıkların karşısında sessiz kaldığına şahit oluyoruz. Ama yine de sorgulamıyoruz. Çünkü artık o siyasetçiyi bir kamu görevlisi olarak değil, tuttuğumuz takımın oyuncusu gibi görüyoruz. Yanlış yaptığında eleştirmiyor, savunacak bir gerekçe arıyoruz. Yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında belgeyi değil, iddiayı ortaya atan kişinin kimliğini tartışıyoruz. Liyakatsizlik gördüğümüzde “Bizim taraftan” diyerek susuyoruz. Siyasetçiyi eleştirince partiye ihanet etmişiz gibi davranıyoruz. Sanatçıyı sorgulayınca iyiliğe karşı çıkmışız gibi suçlanıyoruz. Oysa insanlara güvenmek başka, onları sorgulanamaz hâle getirmek başkadır. Hiçbir sanatçı yaptığı yardımlar nedeniyle dokunulmaz değildir. Hiçbir siyasetçi aldığı oylar nedeniyle hesap vermekten muaf değildir. Hiçbir yönetici makamı sayesinde eleştirinin üzerinde değildir. Halkın parasıyla iş yapan, insanların bağışlarını kullanan veya millet adına yetki taşıyan herkes açık, şeffaf ve hesap verebilir olmak zorundadır. Çünkü yardım kuruluşlarına verilen para yalnızca bir rakam değildir. O paranın içinde emeklinin maaşından ayırdığı yüz lira, öğrencinin harçlığı ve işçinin alın teri vardır. Devletin parası da sahipsiz değildir. O paranın içinde esnafın vergisi, çiftçinin emeği ve vatandaşın ekmeğinden artırdığı pay vardır. Bu nedenle mesele Haluk Levent’in suçlu veya suçsuz çıkmasından çok daha büyüktür. Mesele bizim insanları sorgulamadan yüceltmemizdir. Bugün bir sanatçıyı iyilik kahramanı ilan ediyoruz. Yarın bir siyasetçiyi kurtarıcı olarak görüyoruz. Bir başkasını dürüstlüğün, diğerini adaletin sembolü yapıyoruz. Sonra o insanlar beklediğimiz gibi çıkmayınca bütün değerlerimiz yıkılmış gibi hissediyoruz. Oysa değerler insanlar değildir. Adalet bir siyasetçinin adı değildir. İyilik bir sanatçının tekelinde değildir. Dürüstlük bir partinin rozeti değildir. İnsanlar hata yapabilir, değişebilir, güç karşısında sınanabilir. Dün söylediklerinin tam tersini bugün savunabilir. Bu yüzden insanlara değil, ilkelere bağlanmalıyız. İyilik yapanı alkışlayalım ama hesabını da soralım. Siyasetçiye oy verelim ama onu kutsallaştırmayalım. Bir yöneticiyi destekleyelim ama yanlış yaptığında susmayalım. Çünkü gerçek güven sorgulamaktan korkmaz. Gerçek dürüstlük denetlenmekten rahatsız olmaz. Gerçek kahramanlık ise alkışların arkasına saklanmaz. Bugün kahraman diye omuzlarımızda taşıdığımız insanlarla yarın nerede karşılaşacağımızı bilemeyiz. Bu nedenle isimler geçer, makamlar değişir, kahramanlar düşer… Ama doğruluk, adalet ve şeffaflık ayakta kalmalıdır.  
Ekleme Tarihi: 14 Temmuz 2026 -Salı
Sinan Yıldız

İNSANA DEĞİL, İLKEYE GÜVENMEK

Sevgili okurlar…

İnsan, inanmak istiyor.

Bir sanatçının iyiliğine, bir siyasetçinin sözüne, bir yöneticinin adaletine…

İnanıyor, güveniyor, peşinden gidiyor. Bazen alkışlıyor, bazen savunuyor, bazen de hiç tanımadığı bir insan için en yakınıyla tartışıyor.

Sonra bir sabah uyanıyoruz…

Dün omuzlarımızda taşıdığımız isim, bugün bambaşka iddialarla karşımıza çıkıyor.

Bugün gündemde Haluk Levent var.

Yıllarca zor durumda kalanların yardımına koşan, afet bölgelerinde görünen ve kurduğu AHBAP Derneği aracılığıyla toplumun geniş bir kesiminin güvenini kazanan bir isimdi.

Birçok insan için sanatçı kimliğinin ötesine geçmiş, adeta iyiliğin ve dayanışmanın sembolü hâline gelmişti.

Ancak Haluk Levent, AHBAP Derneğine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 12 Temmuz 2026 tarihinde gözaltına alındı.

Ve bu gelişme, güven anlayışımızı sorgulamamıza neden oldu.

Biz insanları hemen kahraman ilan ediyoruz?

Aslında bu sadece sanatçılar için geçerli değil.

Siyasette de aynı hatayı yapıyoruz.

Bir siyasetçi meydana çıkıyor, halka sarılıyor, güzel sözler söylüyor. “Milletin adamıyım”, “Halk için çalışacağım”, “Kul hakkı yemeyeceğim” diyor.

Biz de inanıyoruz.

Seçimden önce kapımızı çalan siyasetçiyi seçimden sonra görebilmek için aylarca bekliyoruz. Dün mütevazı bir hayat sürenlerin bugün makam araçlarıyla halktan uzaklaştığını görüyoruz. Dün haksızlığa karşı konuşanların, koltuğa oturunca aynı haksızlıkların karşısında sessiz kaldığına şahit oluyoruz.

Ama yine de sorgulamıyoruz.

Çünkü artık o siyasetçiyi bir kamu görevlisi olarak değil, tuttuğumuz takımın oyuncusu gibi görüyoruz.

Yanlış yaptığında eleştirmiyor, savunacak bir gerekçe arıyoruz.

Yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında belgeyi değil, iddiayı ortaya atan kişinin kimliğini tartışıyoruz. Liyakatsizlik gördüğümüzde “Bizim taraftan” diyerek susuyoruz.

Siyasetçiyi eleştirince partiye ihanet etmişiz gibi davranıyoruz.

Sanatçıyı sorgulayınca iyiliğe karşı çıkmışız gibi suçlanıyoruz.

Oysa insanlara güvenmek başka, onları sorgulanamaz hâle getirmek başkadır.

Hiçbir sanatçı yaptığı yardımlar nedeniyle dokunulmaz değildir.

Hiçbir siyasetçi aldığı oylar nedeniyle hesap vermekten muaf değildir.

Hiçbir yönetici makamı sayesinde eleştirinin üzerinde değildir.

Halkın parasıyla iş yapan, insanların bağışlarını kullanan veya millet adına yetki taşıyan herkes açık, şeffaf ve hesap verebilir olmak zorundadır.

Çünkü yardım kuruluşlarına verilen para yalnızca bir rakam değildir. O paranın içinde emeklinin maaşından ayırdığı yüz lira, öğrencinin harçlığı ve işçinin alın teri vardır.

Devletin parası da sahipsiz değildir.

O paranın içinde esnafın vergisi, çiftçinin emeği ve vatandaşın ekmeğinden artırdığı pay vardır.

Bu nedenle mesele Haluk Levent’in suçlu veya suçsuz çıkmasından çok daha büyüktür.

Mesele bizim insanları sorgulamadan yüceltmemizdir.

Bugün bir sanatçıyı iyilik kahramanı ilan ediyoruz. Yarın bir siyasetçiyi kurtarıcı olarak görüyoruz. Bir başkasını dürüstlüğün, diğerini adaletin sembolü yapıyoruz.

Sonra o insanlar beklediğimiz gibi çıkmayınca bütün değerlerimiz yıkılmış gibi hissediyoruz.

Oysa değerler insanlar değildir.

Adalet bir siyasetçinin adı değildir.

İyilik bir sanatçının tekelinde değildir.

Dürüstlük bir partinin rozeti değildir.

İnsanlar hata yapabilir, değişebilir, güç karşısında sınanabilir. Dün söylediklerinin tam tersini bugün savunabilir.

Bu yüzden insanlara değil, ilkelere bağlanmalıyız.

İyilik yapanı alkışlayalım ama hesabını da soralım.

Siyasetçiye oy verelim ama onu kutsallaştırmayalım.

Bir yöneticiyi destekleyelim ama yanlış yaptığında susmayalım.

Çünkü gerçek güven sorgulamaktan korkmaz.

Gerçek dürüstlük denetlenmekten rahatsız olmaz.

Gerçek kahramanlık ise alkışların arkasına saklanmaz.

Bugün kahraman diye omuzlarımızda taşıdığımız insanlarla yarın nerede karşılaşacağımızı bilemeyiz.

Bu nedenle isimler geçer, makamlar değişir, kahramanlar düşer…

Ama doğruluk, adalet ve şeffaflık ayakta kalmalıdır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.