Sık dişini muhterem.
Arayanın soranın yok, biliyorum.
Kenarda, köşede kaldın.
Sana, bir şey soran eden de yok.
Arada bankalardan arayanlar vardır, ama
Ciddiye alma,
Cevap bile verme bence.
Elini verdin mi, kolunu alamazsın.
Adı üstünde, banka bu.
Ekmediği yerden biçer.
Canın çeker biliyorum.
Ama kafanı bile kaldıramıyorsun.
Ne olur ne olmaz,
Belki bir tanıdık geçer.
Hadi iki çay bir simit, böl ortadan ye.
Nerden baksan elli lira.
Vur aylık bütçeye, al sana masraf.
En iyisi sağa sola bakmadan oturmak.
E,
Haliyle insanın canı çekiyor birader.
Başka yerlerdekilerin ki gibi,
Şöyle bir kent lokantamız da açılmadı ki, bir kenara çekilip,
Ayda bir iki sefer olsun boğazımızdan ılık çorba geçsin…
Ne gezer!
Her halinden belli.
İyice sıkıldın.
Öyle ya,
Buna can mı dayanır.
Ger gün aynı şeyler.
Gel meydana.
Sağa bak, sola bak,
Aşağı bak, yukarı bak.
Yana dön, öne eğil, başını kaşı, esne, hapşır!
Falanda filan işte.
Olsun muhterem.
Gücenme, darılma, sık dişini.
Sayılı günler tez geçer.
Sen işini bilirsin.
Ama, pes etme, yılma.
Dayan biraz.
Havalar da ısınmaya başladı.
Dayan muhterem,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kışı bitti, yazı kaldı!
Mayıs helvası bile çıktı!
Şöyle miydi şarkının sözü;
—Öyle bir geçer zaman ki
Bir bakmışın,
Selam verenlerinden, arayanlardan, hal hatır soranlarından geçilmiyor.
Haliyle,
Senin de başını kaldıracağın, ellerin arkanda, ıslık çalarak,
Şu memleket topraklarında
Dik yürüyeceğin günler gelecek elbet…