Geçtiğimiz hafta yaşanan olay beni ve öğretmen arkadaşları,anne babaları son derece üzdü.İnanın nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Yine de bir emekli öğretmen, bir baba ama önce bir insan ve bu toplumun bir parçası olarak, klavyenin tuşlarıyla sadece tepki gösterip sonra yine olanları izleyip ve yine kahrolup kendi içime çekileceğim. Düşünün,14 yaşında bir çocuğun, ekranın ötesindeki meçhul bir sesten aldığı talimatla, bir bilgisayar oyununun interaktif dehlizlerinde nasıl bir katile dönüştürüldüğünü öğrendik.Bunu bazı zamanlar Amerikan okullarında yaşandığına şahit oluyorduk.
Bir baba-anne düşünün; oğlu odaya girince ekranı kapatıyor, gizemli dünyasına kimseyi almıyor. Baba-anne ise o odanın sadece dört duvardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa o oda, bir çocuğun ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini kemiren bir katil yuvasıdır. Anne ve babanın diploması, kariyeri ya da cehaleti fark etmiyor; eğer çocuğunuzun ruhundaki o karanlık odayı merak etmiyorsanız, siz sadece o evin giderlerini ödeyen birer yabancısınız demektir. Psikolog "uyum tedavisi" görmeli diye teşhis koyarken baba, çözüm olarak oğlunu elinden tutup atış poligonuna götürüyor. "Başkasına özenmesin, mahrum kalmasın, bizim yaşadığımızı yaşamasın" anlayışıyla verdiğiniz sınırsız hoş görü, limitsiz para, abartılı hediye, gereksiz ödülle o çocuğunuzu; esir olmasına seyirci kaldığınız teknoloji ve interaktif oyunlarla birlikte, el birliği ile bir canavara dönüştürüyorsunuz. Yeni nesil Tik Tok anneleri ile gündüz bekar, akşam evli olan sosyal medya capkını babalar: hele sizlere hiç acımam. Ve"Benim çocuğuma dokunamazsın!" Diyenlerin eseri: Çocuğunu okulun kapısına bıraktıktan sonra sabah kahvaltısını edip etmediğini bile umursamayan, veli toplantısına gitmeyi yük sayan, ama çocuğunun en ufak bir hatası yüzüne vurulduğunda savunma kalkanlarını kuşanan bir kitle... Sorumluluk almamak için topu taca atan, "Sizin işiniz ne, siz eğiteceksiniz" diye öğretmene bağıran bu kitle; gündüz kuşaklarında kimin eli kimin cebinde programlarını izlerken, akşam sosyal medya bataklığında kendi sanal dünyalarını kurarken, yanı başlarındaki fidanların nasıl kuruduğunu görmüyorlar.Eğitimin saygınlığının, okulun kutsallığının yerle bir edildiği bu zamanda; elinden telefon düşmeyen anneler ve duyarsız babalar, sokaklara bıraktıkları çocukların terbiyesini öğretmenden bekliyor. Ama unutmayın: Öğretmek öğretmenin, eğitmek ailenin görevidir. Mesele, devletin tekelinde olması gereken gücün sokaktaki ergenin eline düşmesi; adaletin ise vicdanlardan sökülüp namlunun ucuna takılmasıdır.Siz, çocuğunun ruhu can çekişirken "dokunulmazlık" zırhı giydiren ebeveynler;Siz, öğretmenin itibarını yerle bir edip okulu kreş sananlar;Siz, silaha ulaşmayı bu kadar kolaylaştırıp, caydırıcılığı buharlaştıranlar...Kendi ellerinizle bir katil büyüttünüz. Şimdi o katil sokaklarda, okullarda, evlerinizin içinde dolaşıyor. Ve sistem, devlet, iktidar, muhalefet, toplum, aile... Ben, sen, o... hepimiz Eğer bugün bu yozlaşmaya dur demezsek yarın o namlu bize de doğrultulacaktır unutmayın…