Evde…
Arabada…
Sokakta…
Okullarda…
Stadyumda…
Aklınıza gelebilecek her yerde,
Allah(cc) adı,
Ne de Peygamber efendimizin adı hiç bu kadar yüksek sesle dillendirilmemişti.
Ta ki Celal Karatüre ortaya çıkana kadar.
Düşünsenize mübarek bir ay olan Ramazan ayında bile bu kadar dinimizle haşır neşir olamadık biz.
Kuran kurslarından kaçmaya çalışan,
Din derslerinden korkan,
Caminin önünde top oynamaya bile çekinen bir nesle doğru giderken,
Toplumumuzun “Roman” diye hitap ettiği,
Göçebe bir hayatı kendilerine normal gören Celal Karatüre ve arkadaşları,
Söylediği ilahilerle tüm insanlığın kalbine dokundu.
Amaçları kendi aralarında ilahi söylemekti belki,
Ya da sosyal medyada beğeni almak falandı,
Ama o büyüleyici ilahiler ile oluşan ahenk önce sosyal medyayı salladı.
Ardından da ülkemizi sardı,
Sonrasında Avrupa’ya ulaşarak tüm dünyada ses buldu.
Celal Karatüre;
Yıllardır din tüccarlığı yapanların gölgesinde,
Kendini ilahiyatçı olarak tanıtıp Müslümanlığı sorgulatanların ötesinde,
İnsanlarımıza dinimizi öyle bir hatırlattı ki,
Ramazan ayında olmamıza rağmen birçok ilimizde oruç tutarken kendini anlatmak zorunda kalan insanlarımızın sesi,
Oruç tutmayanların kendilerini sorgulamasına nedeni oldu,
Öyle güzel bir iş yaptı ki…
Aylarca hav hav diye şarkılar söylenen ülkemizde,
Daha anne baba diyemeyen bebeklerimize bile “Allah”, “Kabe” ve “Hacı” demeyi öğretti,
Sana helal olsun,
Yıllarca dinimizi kullanarak İslamiyeti insanlara anlatamayan insanlara öyle güzel bir ders verdin ki,
Senin sayende belki de İslam dinimiz daha da güzel anlaşıldı.
Evet hayatımızın hiçbir döneminde “Allah” ve “Peygamber” kelimelerini bu kadar yüksek sesle ve bu kadar içten duymadık.
İslamiyeti tartışma konusu haline getiren söylemlerin hepsi senin sayende sona erdi.
Kimse kusura bakmasın ama diyanetin dahi yapamadığını yaptın be kardeşim.
Allah senden ve arkadaşlarından razı olsun…