Erol KÜÇÜK
Köşe Yazarı
Erol KÜÇÜK
 

HER GEÇEN GÜN YALNIZLIĞA İTİLİYORUZ

Gelecekte sessiz bir pandemi kapımızda: yalnızlık. Dünya insanlarının yüzde 25’i günümüzde kendini yalnız hissediyor. Eskiden aile, komşuluk, mahalle gibi topluluklar bireye bir anlam ve aidiyet duygusu sunardı. Bırakın büyük şehirleri; bizim gibi yaşadığımız küçük şehirlerde bile aynı blokta kalan aileler birbirini tanımıyor. Bugün bu bağlar çözülüyor; yerini dijital “arkadaşlıklar” alıyor. Ama dijital bağ, ekrandan bakınca sıcak görünse de insanın elini tutmuyor, nefesini hissettirmiyor. Toplumda yalnızlık oranlarının yükselmesi sadece bireysel bir psikoloji sorunu değil, aynı zamanda kültürel bir kırılmanın işaretidir. Geleneksel toplumun “biz” duygusu, yerini hızla “ben” merkezli bir yaşama bırakıyor. Yalnızlığın en çok ergenleri vurması tesadüf değil. Ergenlik; kimlik arayışının, kabul edilme ihtiyacının ve aidiyet duygusunun en yoğun yaşandığı dönemdir. Ancak günümüz gençliği, dijital dünyada sayısız “arkadaş” edinmesine rağmen derin bir duygusal yalıtılmışlık içindedir. Paylaşılan fotoğraflar, yazılan statüler aslında sessiz bir yardım çığlığına dönüşüyor: “Buradayım, beni gör!” Felsefi açıdan bakıldığında insan en derininde daima yalnızdır. Ancak bu varoluşsal yalnızlık, anlamlı ilişkilerle hafifleyebilir. Sorun şu ki; modern çağda anlam üretme kanalları tıkanmış durumda. Artık yalnızlığımızı düşünmek yerine onu ekranlarla uyuşturuyoruz. Ama uyku ilacı hastalığı tedavi etmiyor. Yalnızlık; kalp hastalığından depresyona, intihardan şiddete kadar birçok toplumsal ve bireysel sorunun tetikleyicisidir. Yalnızlık artık halk sağlığını tehdit eden küresel bir sorundur. Pandemiler gelir geçer; ama yalnızlığın yarattığı tahribat nesiller boyu sürebilir. Çıkış, ne tamamen geçmişe dönmekte ne de teknolojiyi reddetmektedir. Çıkış; teknolojiyi insan ilişkilerini güçlendirecek şekilde yeniden tasarlamaktadır. Yalnızlık ancak güven, empati ve samimiyetin yeniden toplumsal değerler hâline gelmesiyle azalabilir. Ve belki de ilk adım, yalnızlığımızı kabullenip onu konuşmaktır. “Yalnızım” demenin ayıp değil, toplumsal bir çöküşün habercisi olduğunu fark etmektir. Bu sessiz pandeminin ilacı ne bir hapta ne de bir uygulamadadır. İlacı, bazen bir dostun sessizce yanımızda oturmasında saklıdır.  
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı
Erol KÜÇÜK

HER GEÇEN GÜN YALNIZLIĞA İTİLİYORUZ

Gelecekte sessiz bir pandemi kapımızda: yalnızlık. Dünya insanlarının yüzde 25’i günümüzde kendini yalnız hissediyor. Eskiden aile, komşuluk, mahalle gibi topluluklar bireye bir anlam ve aidiyet duygusu sunardı. Bırakın büyük şehirleri; bizim gibi yaşadığımız küçük şehirlerde bile aynı blokta kalan aileler birbirini tanımıyor.

Bugün bu bağlar çözülüyor; yerini dijital “arkadaşlıklar” alıyor. Ama dijital bağ, ekrandan bakınca sıcak görünse de insanın elini tutmuyor, nefesini hissettirmiyor.

Toplumda yalnızlık oranlarının yükselmesi sadece bireysel bir psikoloji sorunu değil, aynı zamanda kültürel bir kırılmanın işaretidir. Geleneksel toplumun “biz” duygusu, yerini hızla “ben” merkezli bir yaşama bırakıyor. Yalnızlığın en çok ergenleri vurması tesadüf değil. Ergenlik; kimlik arayışının, kabul edilme ihtiyacının ve aidiyet duygusunun en yoğun yaşandığı dönemdir.

Ancak günümüz gençliği, dijital dünyada sayısız “arkadaş” edinmesine rağmen derin bir duygusal yalıtılmışlık içindedir. Paylaşılan fotoğraflar, yazılan statüler aslında sessiz bir yardım çığlığına dönüşüyor: “Buradayım, beni gör!”

Felsefi açıdan bakıldığında insan en derininde daima yalnızdır. Ancak bu varoluşsal yalnızlık, anlamlı ilişkilerle hafifleyebilir. Sorun şu ki; modern çağda anlam üretme kanalları tıkanmış durumda. Artık yalnızlığımızı düşünmek yerine onu ekranlarla uyuşturuyoruz. Ama uyku ilacı hastalığı tedavi etmiyor.

Yalnızlık; kalp hastalığından depresyona, intihardan şiddete kadar birçok toplumsal ve bireysel sorunun tetikleyicisidir. Yalnızlık artık halk sağlığını tehdit eden küresel bir sorundur. Pandemiler gelir geçer; ama yalnızlığın yarattığı tahribat nesiller boyu sürebilir.

Çıkış, ne tamamen geçmişe dönmekte ne de teknolojiyi reddetmektedir. Çıkış; teknolojiyi insan ilişkilerini güçlendirecek şekilde yeniden tasarlamaktadır. Yalnızlık ancak güven, empati ve samimiyetin yeniden toplumsal değerler hâline gelmesiyle azalabilir.

Ve belki de ilk adım, yalnızlığımızı kabullenip onu konuşmaktır. “Yalnızım” demenin ayıp değil, toplumsal bir çöküşün habercisi olduğunu fark etmektir. Bu sessiz pandeminin ilacı ne bir hapta ne de bir uygulamadadır. İlacı, bazen bir dostun sessizce yanımızda oturmasında saklıdır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.