Son zamanlarda insanlar yalnızca ayakta kalmaya değil, bunu iyi hissederek yapmaya da zorlanıyor. Yorulsak bile enerjik, üzülsek bile güçlü, kafamız karışsa bile “iyi” görünmemiz bekleniyor.
Oysa hayat böyle işlemiyor.
Bazı günler hiçbir şey “yanlış” değilken bile insan iyi hissetmeyebilir. Bu bir eksiklik değil. Zihnin ve ruhun temposu her zaman aynı olmaz. Bazen durmak ister, bazen geri çekilir, bazen de sadece sessiz kalır.
Sorun, bu anları hemen düzeltmeye çalışmamızda başlıyor. Kendimize “abartıyorsun”, “toparla artık”, “başkaları daha kötü durumda” dediğimizde rahatlamıyoruz; sadece içimizde olanı daha derine itiyoruz. Ve itilen her şey, bir yerden geri dönüyor. Bedenle, ilişkilerle, sabırsızlıkla, uykusuzlukla.
İyi hissetmek, hep mutlu olmak değildir.
İyi hissetmek, iyi hissetmediğinde kendinle kavga etmemektir.
Yorgunluk bazen çok uzun süredir herkese yetişmeye çalıştığımızı anlatır. İsteksizlik, kendimizi ihmal ettiğimizi. İç sıkıntısı, görmezden geldiğimiz bir ihtiyacı. Bunları susturmaya çalışmak yerine dinlediğimizde, toparlanma kendiliğinden başlar.
Bugün belki de daha fazla “nasıl düzelirim” sorusuna değil,
“neye ihtiyacım var” sorusuna alan açmak gerekiyor.
Çünkü insan, kendini zorlayarak değil, kendini anlayarak toparlanır.