Vahit KOÇ
Köşe Yazarı
Vahit KOÇ
 

ŞEHİT VE ŞEHİTLİK KAVRAMINDAN NE ANLIYORUZ?

Aslında Allah’ın çok hususi bir anlam yükleyerek bizlere sunduğu bu kavramı diğer bir çok İslami kavramlarda olduğu gibi sığlaştırarak veya gerçek anlamından ters yüz ederek anlamaya çalışıyoruz. Rabbimizin şehitler üzerinden vermek istediği derin mesajları almak, kavramak yerine bu aziz şahsiyetleri de tıpkı diğer sıradan insanlar gibi düşünüyoruz.  “Acaba” diyoruz, “onlara, ardından gelen bizler olarak nasıl bir faydamız olur, yardımımız dokunur” hesabını yapıyoruz.  Şehit olduğuna inandığımız kişilerin ardından, gerçekten, günümüzde çok farklı ve bu kavramın ifade ettiği anlam ile örtüşmeyen davranışlara şahit oluyoruz. Allah insanları yaptığı fedakarlıklar üzerinden değerlendiriyor. Mallarından fedakarlık yapanlar…  Az fedakarlık yapanlara az, çok fedakarlık yapanlara da çok karşılık vereceğini taahhüt ediyor. Bu dünya hayatında insanın en değerli varlığı canıdır. İşte şehit bu dünyadan Allah’ın rızalığını ve hoşnutluğunu umarak kendi dışındakilerin ve kendinden sonrakilerin huzur ve güven içinde yaşamaları veya inanmış oldukları ulvi davalarının geleceğe aktarılması, taşınması için en aziz varlığı olan canından vazgeçiyor. Peki bu eylemin Allah katındaki değeri nedir? Şudur: “Sen ki benim için dünya hayatının olmazsa olmazı canından geçtin. Dünya hayatını yaşamayı umursamadın, önemsemedin. Ben de senin tüm günahlarından vazgeçtim.  Seni özel nimetlerle nimetlendirdim. Eğer ardında bıraktıkların bir bilselerdi…  Onlar belki de senin gerçek durumunun farkında değil. Seni ölü olarak biliyorlar. Oysa sen benim katımda dirisin. Yaşıyorsun. Sana ölü diyenler yanılıyor…” Evet! Öyle diyor Rabbimiz… Bakara, Al-i İmran ve Nisa surelerinde… Peki, Allah’ın bu şekilde övdüğü, yücelttiği bu aziz şahsiyetlerin bizim dilimizdeki, gönlümüzdeki yeri nedir?                 Gerçekten bu noktada hani derler ya…  “Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor.”  Aynen öyleyiz gibi geliyor bana.  Bu kavramları tanıdığını, bildiğini zannettiğimiz en tepedeki insanlarla en alttaki insanların söylemleri arasında bir farklılık yok. Adam şöyle diyor; “ Allah’ım! Bu şehidin günahlarını bağışla… Allah’ım bu şehidin makamını Cennet eyle.”   Nedir bunun anlamı? Allah diyor ki; “ Ben şehidinin tüm günahlarından geçtim.” Biz diyoruz ki “Allah’ım sen yine de bu şehidin makamını Cennet kıl.” Devam ediyoruz… Şehitler için ne yapsak, ya da yapabiliriz? Onları da, ardından gelenler olarak nasıl memnun edebiliriz?  Hani, hatalı, kusurlu, günahkar kullar için, onların affedilmeleri için Allah’a yalvarıp yakarmak, onlar adına diğer insanlara hayır hasenatta bulunmak, bizden onların bir beklentisi, Allah’ın da bu doğrultuda öğütleri var ya. Aynısını şehitler için de düşünüyoruz. “Okuduğum Kur’an sevabından şehitlerimizi de haberdar eyle.”  Yani onların ruhları da sevinsin. Varsa günahları hafiflesin…  Gerçi öğüt almadan, telaffuz ettiğin  ayetleri  yüreğinle buluşturmadığında, bu  gerçek manada bir okumak, yani verilen mesajı almak sayılır mı? Bu da ayrı bir konu. Şehitlerin en büyük özellikleri yaşadığımız dünyada  yol gösterici olmalarıdır. Diğer bir özellikleri, Nisa suresi 69. ayette ifade edildiği gibi seçkin insanlar topluluğunun bir gurubudur. Ve yine Allahın özel lütfuna mazhar olmuş seçkin şahsiyetlerdir. Bize düşen ise bu aziz şahsiyetlerin yollarını yollumuz olarak bellemek,  Onları selamlamak saygı ve minnetle anmak ve gelecekte bu seçkin insanlar topluluğunun bir ferdi olabilmek için onların yoluna uygun bir davranış sergileyip, ümit ve beklenti içinde olmak… Bu vesileyle tarihin tüm şehitlerini selamlarken 18 Mart şehitler günü vesilesiyle de Çanakkale şehitlerimizi saygı ve minnetle yad ediyorum. Gelecek sefer şehitlerin yol gösterici özelliklerinden bahsetmek ümidiyle…
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2019 - Pazartesi
Vahit KOÇ

ŞEHİT VE ŞEHİTLİK KAVRAMINDAN NE ANLIYORUZ?

Aslında Allah’ın çok hususi bir anlam yükleyerek bizlere sunduğu bu kavramı diğer bir çok İslami kavramlarda olduğu gibi sığlaştırarak veya gerçek anlamından ters yüz ederek anlamaya çalışıyoruz.

Rabbimizin şehitler üzerinden vermek istediği derin mesajları almak, kavramak yerine bu aziz şahsiyetleri de tıpkı diğer sıradan insanlar gibi düşünüyoruz.  “Acaba” diyoruz, “onlara, ardından gelen bizler olarak nasıl bir faydamız olur, yardımımız dokunur” hesabını yapıyoruz.

 Şehit olduğuna inandığımız kişilerin ardından, gerçekten, günümüzde çok farklı ve bu kavramın ifade ettiği anlam ile örtüşmeyen davranışlara şahit oluyoruz.

Allah insanları yaptığı fedakarlıklar üzerinden değerlendiriyor. Mallarından fedakarlık yapanlar…  Az fedakarlık yapanlara az, çok fedakarlık yapanlara da çok karşılık vereceğini taahhüt ediyor. Bu dünya hayatında insanın en değerli varlığı canıdır. İşte şehit bu dünyadan Allah’ın rızalığını ve hoşnutluğunu umarak kendi dışındakilerin ve kendinden sonrakilerin huzur ve güven içinde yaşamaları veya inanmış oldukları ulvi davalarının geleceğe aktarılması, taşınması için en aziz varlığı olan canından vazgeçiyor.

Peki bu eylemin Allah katındaki değeri nedir?

Şudur: “Sen ki benim için dünya hayatının olmazsa olmazı canından geçtin. Dünya hayatını yaşamayı umursamadın, önemsemedin. Ben de senin tüm günahlarından vazgeçtim.  Seni özel nimetlerle nimetlendirdim. Eğer ardında bıraktıkların bir bilselerdi…  Onlar belki de senin gerçek durumunun farkında değil. Seni ölü olarak biliyorlar. Oysa sen benim katımda dirisin. Yaşıyorsun. Sana ölü diyenler yanılıyor…”

Evet! Öyle diyor Rabbimiz… Bakara, Al-i İmran ve Nisa surelerinde…

Peki, Allah’ın bu şekilde övdüğü, yücelttiği bu aziz şahsiyetlerin bizim dilimizdeki, gönlümüzdeki yeri nedir?

                Gerçekten bu noktada hani derler ya…  “Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor.”  Aynen öyleyiz gibi geliyor bana.  Bu kavramları tanıdığını, bildiğini zannettiğimiz en tepedeki insanlarla en alttaki insanların söylemleri arasında bir farklılık yok. Adam şöyle diyor; “ Allah’ım! Bu şehidin günahlarını bağışla… Allah’ım bu şehidin makamını Cennet eyle.”

  Nedir bunun anlamı? Allah diyor ki; “ Ben şehidinin tüm günahlarından geçtim.” Biz diyoruz ki “Allah’ım sen yine de bu şehidin makamını Cennet kıl.”

Devam ediyoruz… Şehitler için ne yapsak, ya da yapabiliriz? Onları da, ardından gelenler olarak nasıl memnun edebiliriz?

 Hani, hatalı, kusurlu, günahkar kullar için, onların affedilmeleri için Allah’a yalvarıp yakarmak, onlar adına diğer insanlara hayır hasenatta bulunmak, bizden onların bir beklentisi, Allah’ın da bu doğrultuda öğütleri var ya. Aynısını şehitler için de düşünüyoruz. “Okuduğum Kur’an sevabından şehitlerimizi de haberdar eyle.”  Yani onların ruhları da sevinsin. Varsa günahları hafiflesin…

 Gerçi öğüt almadan, telaffuz ettiğin  ayetleri  yüreğinle buluşturmadığında, bu  gerçek manada bir okumak, yani verilen mesajı almak sayılır mı? Bu da ayrı bir konu.

Şehitlerin en büyük özellikleri yaşadığımız dünyada  yol gösterici olmalarıdır. Diğer bir özellikleri, Nisa suresi 69. ayette ifade edildiği gibi seçkin insanlar topluluğunun bir gurubudur. Ve yine Allahın özel lütfuna mazhar olmuş seçkin şahsiyetlerdir.

Bize düşen ise bu aziz şahsiyetlerin yollarını yollumuz olarak bellemek,  Onları selamlamak saygı ve minnetle anmak ve gelecekte bu seçkin insanlar topluluğunun bir ferdi olabilmek için onların yoluna uygun bir davranış sergileyip, ümit ve beklenti içinde olmak…

Bu vesileyle tarihin tüm şehitlerini selamlarken 18 Mart şehitler günü vesilesiyle de Çanakkale şehitlerimizi saygı ve minnetle yad ediyorum.

Gelecek sefer şehitlerin yol gösterici özelliklerinden bahsetmek ümidiyle…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.