Devlet Planlama Teşkilatı Yeniden Yapılandırılmalı, “Teknoloji ve Ahlak Üniversitesi” Kurulmalı

GÜNDEM (BLT) - Bülten | 27.01.2026 - 11:20, Güncelleme: 27.01.2026 - 11:20 3445 kez okundu.
 

Devlet Planlama Teşkilatı Yeniden Yapılandırılmalı, “Teknoloji ve Ahlak Üniversitesi” Kurulmalı

İzmir Ekonomi Kulübünün düzenlediği, “ortak gelecek için ortak akıl, vizyon arayışları” toplantısına; “Ulusların Yükselişi: İmalat, Ticaret, Sanayi Politikaları ve Ekonomik Kalkınma” konulu sunum için Ostim Teknik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Murat YÜLEK konuşmacı olarak katıldı.
İş dünyası, bürokrasi ve üniversitelerden çok sayıda uzman ve yetkin davetlinin katıldığı toplantının açılış konuşmasını İzmir Ekonomi Kulübü Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu yapmıştır. Topaloğlu açılış konuşmasında; Amaçlarının ülkenin kalkınması ve sanayileşmesine, ortak akılla katkıda bulunmak olduğunu, ülkesini ve milletini seven insanların ekonomi biliminin teori ve pratiğinde, söz söylemesi gerektiğini” ifade etti. “Ülkesini seven, daha güzel şeyler hayal eden herkesin görev ve sorumluluk alması gerektiğinin” önemine vurgu yaptı. “Bu durum politik olmadan, politika üretebilme becerisidir.” dedi.  Kalkınmanın ve kalıcı refah üretmenin önce o düşünceyi üreten bir topluluk olmakla mümkün olduğunu“ ve bunu hedeflediklerini ifade etti. Bu konuda milli hassasiyetlerinin ön planda olduğu, herhangi bir yapı, ideoloji ve siyasi angajmanlarının olmadığına dikkat çekmiştir.  İş dünyası, üniversite hocaları ve kamudan bir araya gelen kişilerin teorik ve pratik bilgi paylaşımıyla zihni bir konfor sağlama amacı olduğunu belirtmiştir.   Açılış konuşması sonrası kürsüye gelen OSTİM Üniversitesi rektörü Prof.Dr. Murat Yülek “Ulusların Yükselişi: İmalat, Ticaret, Sanayi Politikaları ve Ekonomik Kalkınma” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Yülek; konuşmasına dünyada sanayileşme ve kalkınmanın tarihi arka planını açıklayarak başladı. Türkiye’nin sanayileşme politikasının 200 yıllık bir tarihi arka planı olduğunu ve belli dönmelerde başarılı kalkınma-sanayileşme hamlelerinin öne çıktığını söyledi. Tanzimattan bu yana sanayileşme-kalkınma politikamız inişli-çıkışlı devam etmektedir.   Son dönemde sanayileşme anlamında iyi uygulama örneklerinin olduğunu, dış koşullar bir tarafa, bunun önünde iç koşullardan kaynaklı bazı engellerin olduğunu ileri sürdü. Kalkınma planlarımız mükemmel bir şekilde hazırlanmakta, ancak köylerde duvara asılan Kur’an’ı Kerim gibi bu planlar da raflarda saklanmaktadır.  Kalkınma-sanayileşme konusunda devlet iradesi, en son idari-bürokratik kadroya kadar aynı derecede algılanmalıdır. Bu durum aynı ölçüde algılanıp kavranmalı, tüm kamuya aynı ölçüde sirayet edebilmelidir. Üretimde, tüketimde yerli ve milli hassasiyetleri öne alan ve kamuda çalışacak kadroların, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir kamu görevlisi olduğu bilinciyle, oryantasyon eğitimine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin, Avrupa’nın ve Çin’in aksine, insanı ve tabiatı sömüren değil, “insanı” ve “ahlakı” merkeze alan doğaya saygılı bir sanayileşme-kalkınma politikası uygulaması gerektiğini ifade etti. Bunun için de Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden yapılandırılması ve Cumhuriyet dönemi efsane sanayicilerimizden Nuri Demirağ’ın 100 yıl önce hayalini kurduğu  bir “Teknoloji ve Ahlak Üniversitesi” kurulması gerekliliğine dikkat çekti.  Yerli ve milli üretimin doğrudan ve dolaylı kamu müdahalesiyle desteklenmesi gerektiği; yerli üretim varken ithalatın sebep olduğu kaybın, sadece döviz kaybı olmadığını belirtti.  Yerli üretimin desteklenmesi adına kamu ihalelerinde ithalatta, yerli üretimin desteklenmesi; illa ki bir ithalat söz konusu olacaksa teknoloji transferi ve Türkiye’de üretim ve yerlilik oranı gibi şartların ortaya konulmasının önemini vurguladı.   Ülkemizin her alanda potansiyelinin yüksek olduğunu bunun da ehil ellerde açığa çıkarılacağını ifade etti. Başaramayız, bizden adam olmaz anlayışındaki “Tanzimat Kafasına” sahip olanların kamuda ve özel sektörde 200 yıllık devam eden bir sorun oluşturduğunu; 1838 Balta Limanı Antlaşmasının sebep ve sonuçlarının tam anlaşılmadığını” vurguladı. O zamandan beri  yarı sömürge olduğumuzu ve bunu da kutladığımızı, aynı şekilde 1996 Avrupa Gümrük Birliği Anlaşması ile bayram ettiğimizi ama bunun da bugünkü nesillere yanlış aktarıldığını belirtti. Tam tersi bir durum olarak  1839’da Çin’in benzer bir anlaşma için İngiltere ile savaştığını (Afyon Savaşları) ifade etti.  Avrupa’nın sanayileşmesi, sömürgecilik, köleleştirme ve soykırımla sağlanan sermaye birikimiyle olmuştur. 1492 sonrası 8 milyon nüfuslu İspanya’nın Kristof Kolomb öncülüğünde Amerika’da 80 milyon yerli halkı katlederek, 10 binlerce ton altın ve gümüşü Avrupa’ya getirmiştir. Ancak merkantalist anlayışla hareket eden İspanya, Portekiz gibi ülkeler bu kadar altın ve gümüşü üretim sürecine sokamamış, 1500’lü yılların sonunda İspanya iflas etmiştir. İngiltere ise sömürgecilik faaliyetlerine geç dahil olmuş, İspanya gibi sadece altın sahibi olmakla kalmamış; söz konusu kaynakları üretime yöneltmiştir. Bunun için de gerekli yasal kurumsal zemini oluşturmuştur. Elbette bunun sonucu olarak da sanayi devrimi İngiltere’ de başlamıştır. İngiltere sanayi devriminden çok önce “ithal ikameci politika” ile Britanya adasını üretim üssü haline getirmeyi başarmıştır. Bunun için kalkınma için doğal kaynaklara sahip olmak değil üretim ve teknolojinin rekabetçi niteliğine dikkat çekmiştir.  Avrupa Afrika, Amerika ve Uzak Doğuyu sömürerek sanayileşti, günümüzde Çin kendi insanını sömürerek sanayileşti. Türkiye’nin benzer hikaye üretmesi medeniyet iddiası nedeniyle mümkün değil, insan merkezli, ahlakı ve doğayı önceleyen bir sanayileşme politikası pekâlâ mümkündür. Sanayi devriminden bu yana ülkelerin yaşadığı sanayileşme süreci, hiç de tesadüf olmamıştır. Başarılı sanayileşme hikayesine sahip ülkeler her zaman imalat sanayini destekleyen birtakım politikalara öncelik vererek “planlı-bilinçli sanayi politikaları” izleyerek etkili, verimli, başarılı olmuşlardır. Yülek; ulusların yükselişini tarihsel ve kültürel bağlamda incelenmesi gerektiğini, her ülkenin-milletin kendi kökleri, gelenekleri ve tarihsel süreçlerinin, yükselişlerinde önemli rol oynadığını ifade etti. Ekonomik gelişmenin, ulusal kimlik ve güç üzerinde etkileri vardır. Sanayi devrimi, ticaret yolları ve doğal kaynaklar, ulusların yükselişinde belirleyici faktörlerdir. Sanayileşme ve kalkınma için ülkelerin akılcı-bilinçli devlet müdahalesine gereksinimleri vardır.  Murat Yülek, gelişmekte olan ülkelerin kendi tarihsel koşullarına uygun, stratejik sanayi politikaları izlemesi ve kurumlarını bu sanayileşme hedefini destekleyecek şekilde uyarlaması gerektiğini öne sürer. Yülek, başarılı kalkınmanın, serbest piyasa dogmalarına sıkı sıkıya bağlı kalmadan, “akılcı devlet müdahalesiyle mümkün” olabileceği, sanayileşmiş bütün ülkelerin benzer hikayelere sahip olduğunu ifade etmektedir.  Prof.Dr. Ertan Yülek, konuşmasının sonunda sanayileşme ve kalkınmanın bir ideolojik tercih sorunu değil, tarihsel deneyimler ve akılcı stratejilerin optimizasyonu olduğunu vurguladı. Kalkınmak için sadece iyi kurumlara, iyi kanunlara sahip olmanın yeterli olmadığını, bu kurumları ehliyetli-liyakatli kişilerle işletmek, yüksek teknolojili ve rekabetçi bir sanayileşme ile mümkün olduğunu belirtti. Kalkınma ve sanayileşmede her ülkenin koşuları farklı olduğundan sanayileşme politikalarının da farklı olacağına dikkat çekti. Son olarak Türkiye’nin bir sömürge geçmişinin olmayışı, onun kalkınmasını kaynak açısından zorlamış olabilir ama konunun öncelikle erdem, ahlak, zeka ve planlama ile çözümlebileceğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.
İzmir Ekonomi Kulübünün düzenlediği, “ortak gelecek için ortak akıl, vizyon arayışları” toplantısına; “Ulusların Yükselişi: İmalat, Ticaret, Sanayi Politikaları ve Ekonomik Kalkınma” konulu sunum için Ostim Teknik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Murat YÜLEK konuşmacı olarak katıldı.

İş dünyası, bürokrasi ve üniversitelerden çok sayıda uzman ve yetkin davetlinin katıldığı toplantının açılış konuşmasını İzmir Ekonomi Kulübü Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu yapmıştır. Topaloğlu açılış konuşmasında; Amaçlarının ülkenin kalkınması ve sanayileşmesine, ortak akılla katkıda bulunmak olduğunu, ülkesini ve milletini seven insanların ekonomi biliminin teori ve pratiğinde, söz söylemesi gerektiğini” ifade etti. “Ülkesini seven, daha güzel şeyler hayal eden herkesin görev ve sorumluluk alması gerektiğinin” önemine vurgu yaptı. “Bu durum politik olmadan, politika üretebilme becerisidir.” dedi. 

Kalkınmanın ve kalıcı refah üretmenin önce o düşünceyi üreten bir topluluk olmakla mümkün olduğunu“ ve bunu hedeflediklerini ifade etti. Bu konuda milli hassasiyetlerinin ön planda olduğu, herhangi bir yapı, ideoloji ve siyasi angajmanlarının olmadığına dikkat çekmiştir.  İş dünyası, üniversite hocaları ve kamudan bir araya gelen kişilerin teorik ve pratik bilgi paylaşımıyla zihni bir konfor sağlama amacı olduğunu belirtmiştir.  
Açılış konuşması sonrası kürsüye gelen OSTİM Üniversitesi rektörü Prof.Dr. Murat Yülek “Ulusların Yükselişi: İmalat, Ticaret, Sanayi Politikaları ve Ekonomik Kalkınma” konulu sunumunu gerçekleştirdi.
Prof. Dr. Yülek; konuşmasına dünyada sanayileşme ve kalkınmanın tarihi arka planını açıklayarak başladı. Türkiye’nin sanayileşme politikasının 200 yıllık bir tarihi arka planı olduğunu ve belli dönmelerde başarılı kalkınma-sanayileşme hamlelerinin öne çıktığını söyledi. Tanzimattan bu yana sanayileşme-kalkınma politikamız inişli-çıkışlı devam etmektedir. 
 Son dönemde sanayileşme anlamında iyi uygulama örneklerinin olduğunu, dış koşullar bir tarafa, bunun önünde iç koşullardan kaynaklı bazı engellerin olduğunu ileri sürdü. Kalkınma planlarımız mükemmel bir şekilde hazırlanmakta, ancak köylerde duvara asılan Kur’an’ı Kerim gibi bu planlar da raflarda saklanmaktadır. 
Kalkınma-sanayileşme konusunda devlet iradesi, en son idari-bürokratik kadroya kadar aynı derecede algılanmalıdır. Bu durum aynı ölçüde algılanıp kavranmalı, tüm kamuya aynı ölçüde sirayet edebilmelidir. Üretimde, tüketimde yerli ve milli hassasiyetleri öne alan ve kamuda çalışacak kadroların, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir kamu görevlisi olduğu bilinciyle, oryantasyon eğitimine tabi tutulması gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin, Avrupa’nın ve Çin’in aksine, insanı ve tabiatı sömüren değil, “insanı” ve “ahlakı” merkeze alan doğaya saygılı bir sanayileşme-kalkınma politikası uygulaması gerektiğini ifade etti. Bunun için de Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden yapılandırılması ve Cumhuriyet dönemi efsane sanayicilerimizden Nuri Demirağ’ın 100 yıl önce hayalini kurduğu  bir “Teknoloji ve Ahlak Üniversitesi” kurulması gerekliliğine dikkat çekti.  Yerli ve milli üretimin doğrudan ve dolaylı kamu müdahalesiyle desteklenmesi gerektiği; yerli üretim varken ithalatın sebep olduğu kaybın, sadece döviz kaybı olmadığını belirtti.  Yerli üretimin desteklenmesi adına kamu ihalelerinde ithalatta, yerli üretimin desteklenmesi; illa ki bir ithalat söz konusu olacaksa teknoloji transferi ve Türkiye’de üretim ve yerlilik oranı gibi şartların ortaya konulmasının önemini vurguladı.  
Ülkemizin her alanda potansiyelinin yüksek olduğunu bunun da ehil ellerde açığa çıkarılacağını ifade etti. Başaramayız, bizden adam olmaz anlayışındaki “Tanzimat Kafasına” sahip olanların kamuda ve özel sektörde 200 yıllık devam eden bir sorun oluşturduğunu; 1838 Balta Limanı Antlaşmasının sebep ve sonuçlarının tam anlaşılmadığını” vurguladı. O zamandan beri  yarı sömürge olduğumuzu ve bunu da kutladığımızı, aynı şekilde 1996 Avrupa Gümrük Birliği Anlaşması ile bayram ettiğimizi ama bunun da bugünkü nesillere yanlış aktarıldığını belirtti. Tam tersi bir durum olarak  1839’da Çin’in benzer bir anlaşma için İngiltere ile savaştığını (Afyon Savaşları) ifade etti. 
Avrupa’nın sanayileşmesi, sömürgecilik, köleleştirme ve soykırımla sağlanan sermaye birikimiyle olmuştur. 1492 sonrası 8 milyon nüfuslu İspanya’nın Kristof Kolomb öncülüğünde Amerika’da 80 milyon yerli halkı katlederek, 10 binlerce ton altın ve gümüşü Avrupa’ya getirmiştir. Ancak merkantalist anlayışla hareket eden İspanya, Portekiz gibi ülkeler bu kadar altın ve gümüşü üretim sürecine sokamamış, 1500’lü yılların sonunda İspanya iflas etmiştir. İngiltere ise sömürgecilik faaliyetlerine geç dahil olmuş, İspanya gibi sadece altın sahibi olmakla kalmamış; söz konusu kaynakları üretime yöneltmiştir. Bunun için de gerekli yasal kurumsal zemini oluşturmuştur. Elbette bunun sonucu olarak da sanayi devrimi İngiltere’ de başlamıştır. İngiltere sanayi devriminden çok önce “ithal ikameci politika” ile Britanya adasını üretim üssü haline getirmeyi başarmıştır. Bunun için kalkınma için doğal kaynaklara sahip olmak değil üretim ve teknolojinin rekabetçi niteliğine dikkat çekmiştir. 
Avrupa Afrika, Amerika ve Uzak Doğuyu sömürerek sanayileşti, günümüzde Çin kendi insanını sömürerek sanayileşti. Türkiye’nin benzer hikaye üretmesi medeniyet iddiası nedeniyle mümkün değil, insan merkezli, ahlakı ve doğayı önceleyen bir sanayileşme politikası pekâlâ mümkündür.

Sanayi devriminden bu yana ülkelerin yaşadığı sanayileşme süreci, hiç de tesadüf olmamıştır. Başarılı sanayileşme hikayesine sahip ülkeler her zaman imalat sanayini destekleyen birtakım politikalara öncelik vererek “planlı-bilinçli sanayi politikaları” izleyerek etkili, verimli, başarılı olmuşlardır.
Yülek; ulusların yükselişini tarihsel ve kültürel bağlamda incelenmesi gerektiğini, her ülkenin-milletin kendi kökleri, gelenekleri ve tarihsel süreçlerinin, yükselişlerinde önemli rol oynadığını ifade etti.
Ekonomik gelişmenin, ulusal kimlik ve güç üzerinde etkileri vardır. Sanayi devrimi, ticaret yolları ve doğal kaynaklar, ulusların yükselişinde belirleyici faktörlerdir.
Sanayileşme ve kalkınma için ülkelerin akılcı-bilinçli devlet müdahalesine gereksinimleri vardır. 
Murat Yülek, gelişmekte olan ülkelerin kendi tarihsel koşullarına uygun, stratejik sanayi politikaları izlemesi ve kurumlarını bu sanayileşme hedefini destekleyecek şekilde uyarlaması gerektiğini öne sürer. Yülek, başarılı kalkınmanın, serbest piyasa dogmalarına sıkı sıkıya bağlı kalmadan, “akılcı devlet müdahalesiyle mümkün” olabileceği, sanayileşmiş bütün ülkelerin benzer hikayelere sahip olduğunu ifade etmektedir. 
Prof.Dr. Ertan Yülek, konuşmasının sonunda sanayileşme ve kalkınmanın bir ideolojik tercih sorunu değil, tarihsel deneyimler ve akılcı stratejilerin optimizasyonu olduğunu vurguladı. Kalkınmak için sadece iyi kurumlara, iyi kanunlara sahip olmanın yeterli olmadığını, bu kurumları ehliyetli-liyakatli kişilerle işletmek, yüksek teknolojili ve rekabetçi bir sanayileşme ile mümkün olduğunu belirtti. Kalkınma ve sanayileşmede her ülkenin koşuları farklı olduğundan sanayileşme politikalarının da farklı olacağına dikkat çekti.
Son olarak Türkiye’nin bir sömürge geçmişinin olmayışı, onun kalkınmasını kaynak açısından zorlamış olabilir ama konunun öncelikle erdem, ahlak, zeka ve planlama ile çözümlebileceğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.