Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
12 Nisan 2016 - 09:47 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

YOKSA BİZ,...

0 Okunma 0 Paylaşım
             YOKSA BİZ PEYGAMBER(SAV)İ SEVMEDİĞİMİZ HALDE SEVDİĞİMİZİ Mİ ZANNEDİYORUZ? İçinde bulunduğumuz hafta Kutlu Doğum haftası olarak anılıyor. Yani bu hafta Hz. Muhammed (sav)’in doğumu çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bir şekilde Hz Muhammed (sav) ile olan muhabbetimiz canlandırılmaya, artırılmaya çalışılır. Gerçi O Aziz insanı, bir vesileyle sorduğumuzda sevmeyen yoktur. Herkes bir şekilde, tüm insanlar içerisinde en çok Onu sevdiğini rahatlıkla ifade eder. Ben burada Onu sevdiğini söyleyenlerin yüreklerindeki sevginin derece ve seviyesini sorgulayacak değilim. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki gerçekten sevdiğimiz, saydığımız insanların bizim duygularımız, düşüncelerimiz, hatta davranışlarımız üzerinde şekillendirici etkisi olduğunu hepimiz biliriz. O zaman kendimizi şu şekilde bir yoklayalım. Hz Muhammed (sav) henüz içinde yaşamış olduğu topluma peygamber olarak gönderilmeden,  o toplumda “Emin Muhammed” yani “ Güvenilir İnsan” olarak bilinirdi. Peygamberlik görevi kendisine verilmeden önceki en belirgin özelliği insanların kendisine güvenmesi… Hatta öyle ki… Sahip oldukları değerli varlıklarını kendi yoldaşlarına bırakmayıp, elçiliğini kabul etmedikleri bir insana teslim edecek kadar güvenmeleri… Gerçekten Onu sevdiğini iddia eden bizler… O, çok sevdiğimiz insanın bu yönü, bizim ne kadar ilgi alanımıza giriyor? Daha sonra, gerçek bir Müslüman’ı “Elinden ve dilinden diğer insanların emin olduğu kişidir.” diye tarif ediyor. Bu tarif, içinde yaşamış olduğumuz toplumda bizlerle ne kadar örtüşüyor? Kendi zihnimizde oluşturduğumuz bir din anlayışıyla çelişen bir ifade duyduğumuzda, dilimizin, güzel söz ve hikmet sınırlarının dışına savrulup bir fitne torbasına dönüşmemesinden emin olabiliyor muyuz? Yine, içinde bulunmuş olduğumuz toplumda, Müslümanlık iddiasında bulunan bizler kendi kendimize şu soruyu sormamız gerekmez mi? O aziz insanın yirmi üç yıllık çetin bir mücadele sürecinden sonra bizlere hidayet etsin, öğüt versin,  yol göstersin, şu dünya hayatında yaratılış amaç ve gayesine uygun olarak yaşasınlar diye bırakmış olduğu kitabı, şöyle gücümüz, kudretimiz ölçüsünde,  insan bir kerecik dahi olsa anlamak için okumaya çalışmaz mı? Gerçekten O elçinin bizlere sunmuş olduğu bu kitabı, bir öğüt kitabı olarak göremezsek, onun öğütlerine itibar gösteremezsek,  O elçiyi sevmiş olur muyuz? Acaba O, bu ayetten ne anladı? Ya da, “Acaba bizler Onun anladığını mı anlıyoruz” diye Kuran’ı en doğru şekilde anlama noktasında bir yol aramaya çalışmazsak, Onunla kitap üzerinden bir sevgi yolu oluşturmuş olur muyuz? Yine devam edelim. Ahlakını sorduklarında Onun için “Yürüyen Kuran”  ya da “Canlı Kur’an” diyorlardı. Ve gerçekte de öyleydi. Bizim öyle olmamız mümkün değil ama, en azından Onu sevdiğini söyleyen bizler için de birileri, “Adeta yürüyen bir veya birkaç ayet” diye biliyor mu? Bu noktada çok sevdiğimiz, çok sevdiğimizi söylediğimiz bu Aziz şahsiyetle bir parçacık da olsa benzerliğimiz var mı? Medine’de oluşturduğu o, dünya tarihinde dillere destan Muhacir- Ensar kardeşliğinin bizlere yansıması ne olmuştur? Son olarak şöyle de diyebiliriz. Tamam. Tüm bunlara rağmen  biz Onu seviyoruz. Sevabına nice salat ve selamlar da gönderiyoruz. Peki  acaba O bizi seviyor mu? Yarın beraber olmak istediğimizde yanından, yüzümüze bakarak bize de bir yer açar mı? Şimdi tekrar soruyorum? O halde bizler, Allah’ın Resulünü (sav) gerçekten sevdiğimizden emin miyiz? Yüreğimizi bir yoklayalım bakalım…   Devam etmek ümidiyle…

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!