YİNE GELDİ ÇATTI AYRILIK AYI
Eylül dediğimizde akla ilk gelen sözcükler:
Hazan, ayrılık, vuslat, sancı, özlem, hasret, biraz da şiir gelir.
Aynı zamanda Eylül; Vuslatı mahşere kalmış bir hikayenin adıdır.
12 Ay’ın en sessizi, en utangacı, en hüzünlüsü, en ölümlüsü, en safı, en yaprak dökümüdür. Tüm anıları kendinde saklamayı bilmiştir. Her zaman toprağa düşen bulutun gözyaşı olmuştur.
Ayrılıkların, üzüntülerin gözyaşı hep onda saklıdır. Akıp giden yaşamın içinde öyle aniden ortaya çıkan bir kadının getirdiği özlem dolu sabahların tarifsiz hüznü ondadır.
Kanat çırpmaya başlayıp uzak diyarlara doğru yol alan göçmen kuşların toplu sesleri ondadır.
Toprağa düşmeye başlayan yaprakların sahibi ağacın kimsesizliği ondadır. Esen rüzgarların o hoş, o sıcak, o savruk ürpertisi ondadır.
İşte biraz çok, biraz az böyledir ayların en güzeli, en sancısı, en üzüntüsü, en utangacı. Şairler’de Eylül’e sevdalı imiş. Yazmak için Eylül’ü beklerlermiş. Daha çok ilham onlara bu ayda konuverirmiş sözcüklerine.
Gelmesini yıllardan bu yana istediğimiz ama gelmeyen ve bir türlü gelmek bilmeyen ve olmayan barışı kutlamaya başladığımız günde 01 Eylül’dür.
Yazımı sevdiğim şair Cemal Süreyya’nın Eylül şiiri ile noktalamak istiyorum:
‘İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin/Şimdi yoktu anlamı bir suskunluğun/Çıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde/Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zamanlar/En çok sesini aradım/Gözlerinse asılı bıraktığım yerdeydiler hala/Gözlerini sildi zaman/Dedim ya... Eylül’dü...’
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!