Aladdin YAYLA
Köşe Yazarı
Aladdin YAYLA
 

YENİ İŞİN HEYECANI

Merhaba sevgili okurlar  İlk iş günüm ve çok heyecanlıyım, ne yapacağını bilmeyen bir çocuk gibi aval aval etrafa bakıyorum Beni çok sıcak karşıladılar, elim ayağım resmen titriyodu, kadınların olduğu bir yerde ilk kez oluyordum. Elime bir boya kasesi tutuşturdular bir yandan, bir o yana geçiyorum ayaklarım çok ağrımıştı. Sanki Bir şeyler eksikti. Bir işten kurtuldum, derken diğer işin zorluğunu hesaplamamıştım. Geç saatlere kadar çalıştık ve yorgunluktan bitkin bir hale geldim. İş çıkışı eve nasıl gideceğimi kara kara düşünmeye başladım son dolmuş saat 8’de ve ben saat 10’da çıktım. Tabii o zamanlar taksi tutacak para nerde, bir de köyde oturuyorsan yürüyerek eve gitmeye çalışıyorum, bir araç geçsin diye dua ediyorum. Karanlık bir yandan, korku bir yandan yürüyecek dermanım yok. Çalışmanın zorluğunu gençlik yıllarımda anladım; bir gün hiç unutmuyorum bir müşterinin saçını boyadık ve müşteri rengi beğenmedi ve hüngür hüngür ağladı çok şaşırmıştım. Sanki dünyanın sonu gelmiş ve ben onun farkında değildim. Bir kadını mutlu etmenin yolunun saç boyamaktan geçtiğini zamanla anladım. Onun saçını güzel yaparsan senden iyisi yok. Her günüm tuhaflıkla geçiyordu. İşimin zorlu bir süreç olduğunu daha da çok anlamıştım. Cebimde 5 kuruş parası olmayan bir genç olarak para alma ümidiyle çalışmaya devam ediyordum. Hafta sonu gelir, ustam para vermeden beni eve götürürdü, ailemin de o dönemlerde maddi imkanı yok, dolmuş parasını zor buluyordum. Herkes öğlen yemeğine çıkar ben çıkmazdım, çünkü param yoktu ve çıraklara işi öğrenmeden para vermezlerdi. Köy dolmuşuna bile param olmadığından yazdırıyordum. İlk haftalığım aldığım zaman hiç unutmam, dünyalar benim olmuştu o parayı hiç harcamak içimden gelmiyordu. Öncelikle ilk işim borçlarımı vermek oldu. Utana sıkıla dolmuşa biniyordum en son dolmuştan ben iniyorum, kimse benim para vermediğimi görmesin, diye bir yandan daha fazla bir şey öğrenmek ve kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Ne kadar çok iş öğrenirsem o kadar çok para kazanırdım. Ustamın bir an olsun yanından ayrılmıyordum. Bir sabah dükkanı açtım ve bir müşteri geldi saçıma fön çektirmek istediğini söyledi; “ustam yok” dedim, “sen yaparsın acelem var” dedi ve bana bir cesaret geldi. Fön çekmeye başladım o sırada ustam geldi ve beni fön çekerken gördü çok şaşırdı. Müşteri çok güzel fön çektin, dedi. Ben mutluluktan ne yapacağımı şaşırdım, ustam bana şöyle dedi, “işimiz çok zor kadınları mutlu etmek bir sanattır” dedi ve sözleri hala aklımda. Bir şeyler yapmaya başladıkça daha da işime dört elle sarılıyorum. Çünkü; benim çalışmaktan başka şansım yok. Hani atadan deden bir şeyler kalacak da, bizde o da yok gece gündüz demeden çalışmaya devam ettim.  
Ekleme Tarihi: 02 Ekim 2021 - Cumartesi

YENİ İŞİN HEYECANI

Merhaba sevgili okurlar 

İlk iş günüm ve çok heyecanlıyım, ne yapacağını bilmeyen bir çocuk gibi aval aval etrafa bakıyorum

Beni çok sıcak karşıladılar, elim ayağım resmen titriyodu, kadınların olduğu bir yerde ilk kez oluyordum.

Elime bir boya kasesi tutuşturdular bir yandan, bir o yana geçiyorum ayaklarım çok ağrımıştı. Sanki

Bir şeyler eksikti. Bir işten kurtuldum, derken diğer işin zorluğunu hesaplamamıştım.

Geç saatlere kadar çalıştık ve yorgunluktan bitkin bir hale geldim. İş çıkışı eve nasıl gideceğimi kara kara düşünmeye başladım son dolmuş saat 8’de ve ben saat 10’da çıktım. Tabii o zamanlar taksi tutacak para nerde, bir de köyde oturuyorsan yürüyerek eve gitmeye çalışıyorum, bir araç geçsin diye dua ediyorum. Karanlık bir yandan, korku bir yandan yürüyecek dermanım yok. Çalışmanın zorluğunu gençlik yıllarımda anladım; bir gün hiç unutmuyorum bir müşterinin saçını boyadık ve müşteri rengi beğenmedi ve hüngür hüngür ağladı çok şaşırmıştım.

Sanki dünyanın sonu gelmiş ve ben onun farkında değildim. Bir kadını mutlu etmenin yolunun saç boyamaktan geçtiğini zamanla anladım. Onun saçını güzel yaparsan senden iyisi yok. Her günüm tuhaflıkla geçiyordu. İşimin zorlu bir süreç olduğunu daha da çok anlamıştım. Cebimde 5 kuruş parası olmayan bir genç olarak para alma ümidiyle çalışmaya devam ediyordum. Hafta sonu gelir, ustam para vermeden beni eve götürürdü, ailemin de o dönemlerde maddi imkanı yok, dolmuş parasını zor buluyordum. Herkes öğlen yemeğine çıkar ben çıkmazdım, çünkü param yoktu ve çıraklara işi öğrenmeden para vermezlerdi. Köy dolmuşuna bile param olmadığından yazdırıyordum. İlk haftalığım aldığım zaman hiç unutmam, dünyalar benim olmuştu o parayı hiç harcamak içimden gelmiyordu. Öncelikle ilk işim borçlarımı vermek oldu. Utana sıkıla dolmuşa biniyordum en son dolmuştan ben iniyorum, kimse benim para vermediğimi görmesin, diye bir yandan daha fazla bir şey öğrenmek ve kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Ne kadar çok iş öğrenirsem o kadar çok para kazanırdım. Ustamın bir an olsun yanından ayrılmıyordum. Bir sabah dükkanı açtım ve bir müşteri geldi saçıma fön çektirmek istediğini söyledi; “ustam yok” dedim, “sen yaparsın acelem var” dedi ve bana bir cesaret geldi. Fön çekmeye başladım o sırada ustam geldi ve beni fön çekerken gördü çok şaşırdı. Müşteri çok güzel fön çektin, dedi. Ben mutluluktan ne yapacağımı şaşırdım, ustam bana şöyle dedi, “işimiz çok zor kadınları mutlu etmek bir sanattır” dedi ve sözleri hala aklımda. Bir şeyler yapmaya başladıkça daha da işime dört elle sarılıyorum. Çünkü; benim çalışmaktan başka şansım yok. Hani atadan deden bir şeyler kalacak da, bizde o da yok gece gündüz demeden çalışmaya devam ettim.  

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yildizhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.