Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
09 Mart 2015 - 18:49 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

TOPRAĞIN DOSTLUĞUNU KAYBETMEK

0 Okunma 0 Paylaşım
Baharın gelişini iyice hissettirdiğimiz şu sıralarda topraktan bahsetmek istiyorum. Tüm milletler toprağın kutsallığını kabul etmiş ve tarihlerindeki en çetin mücadelelerini ya topraklarını  korumak,  veya daha çok toprak sahibi olmak için vermişlerdir. Yerel ölçekte  şahit olduğumuz bir çok anlaşmazlıkların ve kavgaların temelinde de sınır taşının bir karış öteye veya beriye yerleştirilmesinden çıkan anlaşmazlıkların olduğuna şahit olmuşuzdur.. Yine bir çok kere “kuş gözüne atılacak kadar toprağım yok” diyen, veya “keşke benimde şu kadar metre kare toprağım olsa sabah akşam içinden çıkmam” özlem dolu ifadelerini duymuşuzdur. Toprak kutsaldır. Ve öyle bilinir. Peki toprağın bu kutsallığı nereden kaynaklanır? Çünkü  insanın aslıdır, özüdür. İnsanın var olma sebebidir.Toprak, insanın varlığını sürdürebilmesinin yegane unsurudur. Bu yüzdendir ki insan, beslendiği sürece o toprakları kutsamış, vatan edinmiş, mekan tutunmuştur. Hani cennette insanın aklından geçen her şey ona ikram edilecek diye inanıyoruz ya… Esasında aynı şey bu dünyada  da geçerli. Eğer biz isteme dilini ve isteme şeklini bilebilirsek hangi istediğimizi ,canımızın çektiğini topraktan alamıyoruz ki… Toprağın bizim açımızdan kutsallığının bir yönü daha var. Oda Allah’a yaklaşmanın yolu topraktan geçiyor. Allah kendisine secdeyi toprak üzerinden istiyor. Yukarıya doğru dikleşen benliğimize “ aslına dön, fıtratına dön ve toprak üzerinden  bana yaklaş” diyor. Topraktan yaratılışımızı, fıtratımızı görmemizi istiyor. Eğer fıtratımızı çözebilirsek,  Kendisine ulaşabileceğimize işaret ediyor. Bu düşünceleri de bir tarafa koyalım. Çocukken okulda öğretmenimiz erozyondan bahsederdi. “Senede şu kadar toprak yağan yağmurlarla, esen rüzgarlarla denize dökülür veya yer değiştirir” derdi. Bizlerde yağan yağmur sonrası çamur şeklinde akan ırmakları seyreder, yağmur sularına karışarak akıp giden topraklarımıza çocuksu aklımızla üzülür dururduk. Oysa rabbimin her işinde bir hikmet vardır? Bu gün baktığımızda en kıymetli topraklar, tarıma en müsait alanlar ırmakların denize döküldüğü yerlerde olmuştur. Sanki her türlü nimetin yetişmediği yüksek rakımlı yerlerden torakları, hemen iki üç metre altında suyun bulunduğu ve aklımızdan geçen her türlü nimetin elde edilebileceği alanlar oluşturmuş.. Peki biz bu gün bu topraklara ne yaptık, nasıl davrandık? Kim bilir kaç bin yılda oluşabilecek bu güzelim alanları nasıl kullandık? Aman…  denize dökülmesin diye çırpınıp durduk da betonların altında kalmasın diye kılımızı kıpırdatmadık.  Etrafınıza bir bakın. Bütün yerleşim yerlerini ve diğer mekanları, hiç düşünmeden bu mübarek  alanlar üzerine kurmaktayız . Bu noktada geçmişteki insanların, binalar yaparken, şehirler kurarken bizden çok çok ileri görüşlü olduğuna inanıyoruz.  İsterseniz gezip dolaştığınız eski şehirleri birde bu gözle değerlendirin . Hepsinin tarım arazilerinin dışında olduğunu, genelde bu alanlara yukarıdan baktığını  görürsünüz. Toprakla dostluğumuzu yıkmayalım. Onu kendimize küstürmeyelim… Eğer toprak  bize küserse inanın dünya bize dar olur.  Olur ya gün olur tekrar muhabbet kurmak istediğimizde, bize bağrını açmayı ümit ederken   kadir kıymet bilmez bir nankör muamelesi ile karşılaşabiliriz… Selam ve dua ile…

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!