Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
16 Şubat 2015 - 19:04 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

TAKDİR VE TEDBİR

0 Okunma 0 Paylaşım
            Allah-ü Teâla’nın vuku bulacak şeylerin zaman ve mekânını, evsâf ve husûsiyetlerini ezelde hükme bağlamasına takdir adı verilmektedir. Tedbir ise, yapacağımız işlerin hayırlı olup olmadığını tespit için, onların neticeleri üzerinde tefekkür ederek, hareketlerimizi iyiye ve güzele doğru tanzim etmek, bu hususta gayret göstermektir. Mahlukatın şerefçe en üstünü bulunan insanın irâde ve arzusuna dayanan işlerde ölçülü hareket etmesi ve tedbirli olması icap etmektedir. Zîrâ insan tamamıyla hâdiselerin akışına tabi olacak bir acz içinde yaratılmış değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk insanı akıl, fikir ve irâde-i cüziyye gibi nimetler ile techiz etmiştir ve bu nimetlerden istifade etme selahiyyetini de vermiştir. İşte insan, kendisini diğer mahlûkattan farklı kılan bu vasıflar ile her zaman tedbirli olmalıdır. Tedbir, dinimizin koyduğu hükümleri dikkate alıp, yapmayı düşündüğümüz bir işin bu hükümlerden hangisine varıp dayanacağını peşinen tefekkür etmek ve iyiye, güzele, doğruya müteveccih teşebbüslerde bulunmaktır. İşlerimizi hafv ve reca’ yani korku ile ümit hudutları içersinde yürütmek ve hayırlı neticeler elde edecek şekilde tatbik safhasına koymaya gayret etmektir. Bir başka ifadeyle tedbir, “Deveni bağla ve tevekkül et”, buyuran Rasülüllah Efendimiz’in emrine uyarak her işi ma’kul ve mantıklı bir esasa bağlamaktır. Bu hususla alâkalı olarak Hz. Yakup (as)’ın oğullarını şehre gönderirken beraber girmeleri halinde başlarına bir hal gelebilir endişesiyle aldığı tedbiri Cenâb-ı Hakk şöyle ifâde buyuruyor: “Sonra şöyle dedi. Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsinler.”             Siz çok kıymetli okurlarım                         Peygamber Efendimiz (sav) bu hususla alâkalı bir hadîs-i şeriflerinde: “Tedbir gibi akıl, (kendini haramlardan) alıkoymak gibi verâ’ ve güzel ahlâk gibi şeref yoktur.” buyurmaktadırlar. Peygamber (sav) Efendimiz’in Medîne-i Münevvere’ye hicreti esnasında şimal istikâmetine gitmesi icap ederken aksi istikâmete gitme taktiğini tatbik etmesi, Sevr mağarasında gizlenmesi, gece yolculuğunu ve işlek olmayan tenha yolları tercih etmesi biz ümmetlerine numune teşkil edecek tedbirlerdir.  Rabbimiz’in takdîr-i ilâhîsi, kazâ-i mübrem (eğer zuhur edecekse) nev’ine dâhilse onda bir değişiklik olmaz. Bu kabil işlerin tahakkuk safhasına geçmezden evvel, tedbir almaktan dolayı mes’ul olmayız. Şayet takdîri ilâhî kazâ-i muallak (gelmesi muhtemel olan) nev’inden ise aldığımız tedbirler ilâhî tecellîlerin lehimizde inkişafına vesîle olur. “Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.”, mealindeki ayet-i kerime ile “Allah dilediğini mahveder, (dilediğini de) ispat eder.” meâlindeki âyet-i kerîme bu hususun delilleridir. O halde her birerimiz gücümüzün yettiği nispette üzerimize düşen tedbiri almalı sonra da takdîr-i ilâhînin neticesini beklemeliyiz ve bu yolla gerek şahsi kıymetlerimizi gerekse inanç ve itikadımıza taalluk eden manevi ve mukaddes kıymetlerimizi muhafaza etmeye çalışmalıyız. Akla ve hikmete mütenasip olan yol da budur. Kul her zaman tedbiri elden bırakmamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerin de “(İşlerin akıbetini fayda ve zararlarını düşünüp) tedbir almak gibi akıl yoktur.”        

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!