Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
04 Mayıs 2015 - 18:55 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

ŞEFAAT

0 Okunma 0 Paylaşım
            Şefaat, lügat itibariyle, cürüm ve günahların affını talep etmektir. Bütün Ehl-i sünnet âlimlerine göre; peygamberlerin, seçilmiş kimselerin ve Kur’an-ı Kerim, oruç,Ka’be-i Muazzama gibi şeair-i İslam’ın, büyük günah sahipleri için yapacakları şefaatleri haktır. Allah’ın lutuf ve keremiyle, ehl-i isyanın, şefaatsizdahî mağfireti caiz olunca, şefaat sahibi bir zatın şefaatine nailiyyet halinde, Allah’ın rahmetine mazhar olunması evleviyyetle mümkündür. Cenab-ı Hak kâfirlerin düştükleri hallerin kötülüğü ve azaplarının şiddetini beyan ederken, “Şefaat edeceklerin şefaati, onlara bir fayda vermez.”, buyurarak, şefaatin varlığına da işaret buyurur. Çünkü şefaat sabit olmadan, ondan mahrum kalan kâfirlerin, hallerinin perişanlığından bahsetmek manasız olur.[1] Yine,  “O günkü kıyama duracak, Ruh ve Melâike, saf saf.(Ne bir şefaat, ne bir talep, ne de her hangi bir maksat ile)bir kelime söyleyemezler, o kimseden başka ki, Rahman ona izin vermiş, o da doğruyu söylemiştir.” ayet-i celilesi de şefaatin sübutunu ve onun şartlarını beyan buyurur. [2] Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de, şefaat hakkında şöyle buyururlar: “Her Peygamberin müstecab bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmakta, acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım. Ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır. Yine: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.”, buyururlar. Bazı dalalet fırkaları şefaati inkâr etseler de, ehl-i sünnet indinde, -teferruat müstesna- şefaat hakkında ihtilaf olmayıp,  şefaatin olacağına icma’ gibi kuvvetli bir delil mevcuttur.   Aziz okurlarım!   Şu dikkat edilmesi icabeden bir husustur ki, bu nimete sahip olan kimseler, bu tasurruflarını çok dikkatli bir şekilde kullanırlar. Allah’ın izni olmadan hangi kimse şefaate cüret edebilir ki! “Kimin haddi ki, Allah’ın izni olmaksızın huzur-u kibriyada şefaat edebilsin.” Ayet-i kerimesi buna delalet eder. Allah dilerse, şefaat kapısı açılır ve şefaate mezun olanlar, kendi dilediklerine değil, yine Allah’ın dilediklerine şefaat ederler. Bu vasatta şu sual akla gelebilir: “Mademki Allah’ın, affını dilediği kimse şefaat olunuyor, niçin Hz. Allah, affetmeyi murad ettiği kimse için, bir şefaatçiyi vasıta kılıyor?” Ehl-i Sünnet olarak inancımız, Cenab-ı Hakk’ın her işinde bir hikmet vardır. Şefaatin hikmeti: Şefaat edenlerin şanlarını yücelmek ve onları mükerrem kılmaktır. İşte bu kabilden bir hadis-i şerifte şöyle beyan buyrulur: Kıyamet günü, Cenab-ı Hak, emaneti olan Kur’an-ı Kerimden Levh-ı Mahfuza sorar. Levh-ı Mahfuz, emaneti İsrafil A.S’ma teslim ettiğini; İsrafil AS. Mikail AS; Mikail AS, Cebrail AS, Cebrail AS da Peygamber Efendimize teslim ettiğini söyler. Peygamber Efendimiz huzurullah’a davet edilir. Cenab-ı Hak habibine sorar: Ya Muhammed! Cebrail’in emaneti sana ulaştı mı? Peygamber Efendimiz: “Evet, Ya Rab! Onu ümmetime tebliğ ettim.”, buyurur. Bunun üzerine Cenab-ı Hak: “Çağırın ümmet-i muhammedi, onlara emanetimden sual edeceğim.”,buyurur. Peygamber Efendimiz: “Ya Rab! Ümmetim zayıf kimselerdir. Senin huzuruna çıkmaya güç yetiremezler. Cenab-ı Hak: “Ey habibim! Onları getirmen lazım.’, buyurunca Peygamber Efendimiz: “Bana izin ver Ya Rab! Adem AS gideyim.”. İzin verilir ve Peygamber Efendimiz Adem AS yanına giderek şöyle buyurur: “Ya Adem! Sen beşerin babası, ben ise nebisiyim. Onlara bir sıkıntı isabet ederse, her ikimiz de üzülürüz. Sen ümmetimin günahlarının yarısını, ben de yarısını yükleneyim de, ümmetimin hepsi sualden kurtulsun.” Adem AS şöyle buyurur:  “Ya Muhammed! Ben kendi nefsim ile meşgulüm. Buna güç yetiremem.”  Peygamber Efendimiz bu cevabı alınca, üzgün bir şekilde AdemAS’ın yanından ayrılır ve Arş-ı a’lanın altına gelip, orada secdeye kapanarak, ağlamaya başlar. Bu ağlama esnasında, Cenab-ı Hakka şöyle yalvarır: “Ya Rab! Ben, senden ne nefsimi, ne kızım Fatıma’yı, ne de torunların Hasan ve Hüseyni istiyorum. Senden ümmetimi istiyorum, Ya Rab! Onları bağışla.” Bu iltica üzerine Cenab-ı Hak habibine seslenerek: “Kaldır başını Ey Habibim! Ümmetini affettim ve onları sana verdim.”, buyururlar.  İşte “Ve ileride Rabbın sana atâ edecek, öyle atâ edecek ki rızaya ereceksin.” Ayet-i celilesi bunu müjdeler.      

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!