Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
06 Ağustos 2012 - 20:29 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

RAMAZAN TATİLDE

0 Okunma 0 Paylaşım
Bin dokuz yüz seksenden beri gelmemişti tatile. Tam otuz iki yıl. Geniş açtı sergisini.  Belli ki kalacak biraz. Recep ile Şaban’ın izlerini aradı sabır mevsiminde. Beklemiyordu bu kadarını. İz bırakmadan gidişleri dayanılmaz duygular doldurdu içine. Zamanın hızına şaşırdı.  “O zamanlar böyle kalabalık değildi sahiller ”dedi. “ Sonra deniz; mavisini yitirmiş, sanki gri, orucu da bozmuyor olmalı! Yoksa bu sululuk niye?!”  Gün sıcak, hava kımıltısız, deniz taşkın ve kuma sarınmış uçarı güruh. Kulaç attıkça uzaklaşan, çırpındıkça batan tuzlanmış tenler. Yalnızlık duydu, yazıklandı, bakamadı sitem dolu dalgalara. Gün inerken orucu aradı minarelerde. Kılavuz edindi birbirine bağlanan ezanları. Tanıdı bu köyü, ulu çınarından tanıdı. Havayı saran susamlı pide kokularına yöneldi. Sabır penceresinden sarkmış çocuklar gördü göz kapakları düşmüş. Çatlamış dudaklarında huzurlu tebessüm, terlemiş avuçlarında kayganlaşmış hurma, nefs sınavında ezan bekleyen çocuklar.  Yürekten gelen coşkuyla “Evet ”dedi, öyle istiyordu ki görmeyi, “evet, oruç buralarda.”  Yüzüne müjdelerini takındı ve yürüdü. Akşam ezanı ki tutabilene aşk olsun. Çocuklar silindi camlardan. Sabrın kapısı açıldı, açıldı ve kandillerin ışıltısıyla semaya dağıldı oruçlar. Besmeleyle, hamd ve şükürle semayı dolduran ruhanilik Ramazan’ı şereflendirdi. Sevincinden havalara uçtu Ramazan. Meleğin kanatlarından izledi orucu. Ve bir ev gördü fındık bahçeleri arasında yalnız. Gurbetçilerini bekleyen evler. Fındıklıklar arasına serpilmiş -yaz ayları dışında- köyün kimsesiz evleri. Orucun rayihasına boyun eğmiş kuru ot kokuları... Köy sütünden yapılmış tarçınlı sütlaç eve çekti Ramazan’ı. Sundurma altına toplanmış mani ezberleyen çocuklar gördü. Sahurda dömbeleğe çıkmak için hazırlanan bu küçük koronun oruç yorgunu gözlerinden gönüllerine aktı:      -Çocuklar beni de oyununuza alın.    -Senin adın ne?    -Ramazan.    -Sen mani bilir misin?    -Maniler benimle anlam bulur, bensiz mani goruk fındık gibidir.   -Siz büyüksünüz, biz daha çocuk, olur mu?  Kızar ailemiz.   -Salt size gösteriyorum kendimi ve yalnız siz duyuyorsunuz beni. Göz aydın hepimize/Mübarek günler bize/On bir ayın sultanı/Hoş geldin aramıza. Her biri ayrı şehirden farklı ülkeden gelmişti. Yaz arkadaşları. Ramazanı sevdi çocuklar. “ Haydi Ramazan, çok yerimiz var gezilecek.” “Işığınız olayım, gidelim, teslim olun sönmeyen nuruma.” Bu kutlu geceye ritim verdi, serenatla katıldı çekirge. Dömbelekçi geldi duydun mu/Eti kemikten soydun mu/Dömbelekçinin bahşişini/Yastık altına koydun mu? Her kapıda sevgi ve heyecan, her kapıda mani ve bahşiş, her kapıda Ramazan aydınlığı… Rutubetten çürümüş ışık girmez evler de vardı; kapılar duvar. Yün yatakta yatarız/Yapma çiçek satarız/Fazla bekleme davulcu/Kalkar sopa atarız. Arkalarından terlik fırlatma, üzerlerine balkondan su dökme ve bahşiş yumurtalarının cepte kırılması çocuklara beklenmedik ama hoş, Ramazana tanıdık mı tanıdık geldi. Günler öncesinden yer sofrasında açılıp odun ateşinde kurutulmuş, sahurda ıslatılıp tereyağı ile kızartılan yufka kokuları bu gecenin sonuna işaret ediyordu. Yaz geceleri gibi sıcak ve okşayıcı sesiyle “ Yol ayrımına geldik çocuklar” dedi. “Sizi birkaç sene daha bekleyeceğim burada. Titreyen ince dudaklarıyla çocuklar: “Biz de seni, biz de seni Ramazan.” Sahur sofralarının tatlı tıngırtılarını dinledi bir süre. Çocuklar göremedi ama o çocukların gözlerinde gezdirdi gözlerini. Büyük sırrın ağırlığı ile sabah namazına duran yaz arkadaşlarının gözyaşlarını topladı avuçlarına. Tamamladı yükünü. Anneler çocukların üstünü örttü, babalar pencereyi… Bir yarasa güne çarptı ve bir karabatak şiir damlattı kanatlarından… Giz yüklüydü anlar… O, ışıkla karanlık arasında durdu fecre kadar.  Ve huzur dolu yüzünü Hilal’e döndü.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!