Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
15 Mart 2016 - 09:02 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

OKUNAN KUR'AN'DAN ŞEHİTLERE SEVAP BAĞIŞLAMAK

0 Okunma 0 Paylaşım
            Bu gün sizlerle bir çok ortamda duymuş olduğumuz şu ifadeler üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.  “Rabbim! Okumuş olduğumuz Kuran’dan arta kalan sevabı peygamberlerin, şehitlerin ruhuna da hediye ettik. Sen haberdar eyle…”  Veya zaman zaman şehitler adına düzenlenen bağış kampanyaları duyarız. “Hadi şu kadar hatim okuyalım. Bu kadar iyilik yapalım. Kabirleri Kuran’ın nuru ile pür nur olsun” gibi yaklaşımlar.. Önce şunu bilmemiz gerekir ki Kuran bizi, bu dünyada öğüt alıp hidayet etmek, doğru yolu göstermek için gönderilmiş bir kitaptır. Yani öncelikle dünyamızı pür nur etmek için gönderilmiştir. Eğer dünyamız pür nur etmiş ise bilin ki Ahretimiz de pür nur olur. Eğer Kur’an, davranışlarımızı güzele, salih amele doğru değiştirmişse öğüt almışız demektir. Yoksa öğüt alınmadan okunan kitap, kötülüklerden alıkoymayan kitap, okunduğunda mesajı hançerelerimizden aşağıya geçip bizi -yürüyen Kuran olamayız ama-  en azından yürüyen birkaç ayet haline çeviremeyen kitap, sevabından emin olamayacağımız bir şekilde okunmuş olunan bir kitaptır. Yani böyle bir okuyuş şeklinin sevap kazandıracağından emin olamayız.   İkinci bir husus şu.  Kur’an’ı okuduğumuzda dua edip etmeme noktasında karşımızda üç gurup insan görürüz.  Birincisi, Allaha karşı ilan ettikleri savaştan dolayı namazı kılınmaması, mezarının başında dua edilmemesi gereken, ya da edildiği takdir de hiçbir faydası olmayacak tipler. Tevbe suresi 84. ayette Allah, Resulüne bu doğrultuda sesleniyor. İkinci gurup ise müminler… Her namazın tahıyyatında dile getirdiğimiz “Rabbim! Bana mağfiret et. Anama, babama ve bütün müminlere mağfiret et..” diye dile getirdiğimiz gurup. Bu gurup gerçekten bizim dualarımıza muhtaç olabilir. Belki de Rabbimiz, içimizdeki samimi kullarının bu isteğini kabul eder de onun anasını babasını ya da mümin kardeşini affeder. Zaten bizim de amacımız insan olması hasebiyle hataları, kusurları ya da günahları olan bu kişilerin affedilip bağışlanmasını dilemek… Üçüncü guruba gelince… Önce bu gurubun Allah katındaki konumunu anlamamamız gerekiyor. Bu gurup Allahın özel lütfuna mazhar olmuş, seçilmiş insanlar. Bu aziz şahsiyetler Peygamberler, Sıdıklar, Şehitler ve Salihler. Özel olarak nimetlendirilmiş, özel rızaya kavuşmuş insanlar. Eğer dersek ki “Onlara da hediye ettik. Kabirlerini aydınlat…” Bu sefer Allahın onlara olan özel lütfunu görmemezlikten geliriz, ya da - haşa- küçük görmüş oluruz. Onları hala bize, bizim yardımımıza muhtaç şahsiyetler olarak değerlendirmiş oluruz. Öyle ya başkalarının dünya hayatını huzur içinde yaşayabilmesi için en aziz varlığından, canından vazgeçerek Rabbinin özel lütfuna mazhar olmuş bir şehidi, gözü arkada, geride kalanlardan bir hayır dua beklentisi içinde düşünmek…  Ya onların Allah katındaki konumunu anlayamıyoruz. Ya da ne istediğimizi bilemiyoruz.  Peki onlar için nasıl davranmamız gerekiyor? Eğer gerçekten Kuran’ı bir hidayet kitabı, dünyamızı nurlandıran bir aydınlatıcı ve rabbimizin dinleyip tutmamızı istediği bir öğüt kitabı olarak görüyorsak nasıl davranmamız gerektiğini de çok net görebiliriz. Kuran bir çok yerde bizlere bu seçkin insanlarla beraber olmayı temenni etmemizi salık etmiştir. Süleyman (as)ın dilinden, İbrahim (as)ın dilinden, Yusuf (as)ın, Musa (as)ın dilinden “ Bizleri Salihler arasına kat” diye Allah’tan dilememizi istemiştir. Bize düşen de Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış ve özel lütuflarına nail olmuş bu şahsiyetlerin affedilmeleri için boş yakarışlarda bulunmak yerine, onları en samimi bir şekilde selamlayıp,  aralarında yer alabilmeyi canı gönülden isteyebilmektir. Selam olsun Peygamberlere, Sıddıklara, Salihlere ve selam olsun diğerleri için canından geçen aziz şehitlere…

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!