Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
27 Nisan 2015 - 19:17 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

MESELE MÜSLÜMANLARIN ÖLÜMÜ OLUNCA...

0 Okunma 0 Paylaşım
Bir hafta on gün önce Akdeniz de, İtalya açıklarında bir tekne battı. Bu teknede kimilerine göre 800 yüz, kimilerine göre ise 900 kişi denize gömüldü. Kurtulan, teknenin kaptan ve mürettebatından 27 kişi olduğu ifade ediliyor. Yine daha önceki hafta da 400 kişi öldüğüne dair haberler geçti. Yani yılbaşından buyana sulara gömülen toplam göçmen sayısı 1500 civarında. Bu insanlar Ortadoğu kökenli, yani İslam ülkelerinden. Bangladeş ten, Somali’den, Afganistan dan , Irak tan  Suriye den, Libya dan ve diğer ülkelerden. Hemen hemen hepsi Müslüman. Doğup büyüdükleri, yurt yuva kurdukları vatanlarını, ölümü göze alarak ve üstelik ellerindeki avuçlarındaki son paralarını da kendilerini ölüme götüren çete mensuplarına vererek terk etmek istiyorlar. İlk etapta “Yahu adamların ülkesi ülke değil ki. Adam gibi idare edilmiyorlar. Fakirler… Tembeller... Şöyleler, böyleler…” gibi gerekçeler sıralanabilir. Oysa olaylara daha derinlemesine baktığımızda esas sorumluların, bu zavallı mazlum insanlar sulara gark olurken, yönlerini başka taraflara çevirip görmemezlikten gelen, kendilerini dünyanın ağababaları olarak görenlerin olduğunu anlayabiliriz. Basiret ve ferasetimizi kullandığımız taktirde, bu gün coğrafyamızda yükselen dumanların sebebinin, biz Müslümanların üzerine kurdukları Şeytani planlarının olduğunu görebiliriz. Sanki adamlar Müslüman coğrafyası üzerinden dünya nüfusunu azaltmak istiyorlar. Son yüz yılda öldürülen Müslüman sayısını geçtik. Son on beş yılda İslam Coğrafyasında ölen insan sayısının 10 milyondan fazla olduğundan bahsediliyor. Tamam… Adamlar amaçlarına ulaşmak için görevlerini hakkıyla yapıyor. Fakat İtalya açıklarında ölen bu 900 kişiden, biz neden bahsedemiyoruz? Bizim gündemimizde neden yer almıyor?  Anladık. Avrupa Birliğinin onları kurtaracak bütçesi yok. Ya da “Kurtarırsak mülteci akınını teşvik etmiş oluruz. Batırın gitsin…”  mantığıyla yaklaşmaları doğru… Ama bizim vicdanlarımız niye ilgisiz. Dillerimiz niye suskun? Oysa bizler bir bedenin uzuvları gibi değil miydik?. “Acaba” diyorum… Şu, bizim bir türlü yüreğimize yerleştiremediğimiz “ İnananların kardeşliği”  ilahi mesajını, kendi anlayışları doğrultusunda, onlar bizden daha iyi mi uyguluyorlar? Mesele aynı durumda –olamaz ya- kendilerinden birisi ya da birileri olunca olayın doğru veya yanlış olması, kişilerin haklı veya haksız olmaları onlar için hiç fark etmiyor. Dünyanın doğusundakilerle batısındakiler birleşebiliyor. Onlar için zaman da önemli değil. Ha bin beş yüz yıl önce, ha yüz yıl önce, ha günümüzde…  Hiç fark etmez. Renkleri, ırkları, milletleri de önemli değil. Hatta mezhepleri de... Hepsi bir ağızdan “siz bizim Ermeni kardeşlerimizi … “deyip karşımıza dikilebiliyorlar. Biz de tüm İlahi hakikat ve tarihi gerçekleri atlayarak “Biz dost değil miyiz?”serzenişi ile karşılık vermeyi ,belki bir çıkış yolu olarak görebiliyoruz…

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!