KUR'AN'DAN BEKLENTİMİZ NE OLMALI
Birkaç yıl önce hacdan gelmiş yetmiş, yetmiş beş yaşlarında bir hacı amcayla sohbet ediyoruz. Hac anılarını, oralarda yaşadıklarını anlatıyor. Çok rahat bir hac ibadeti gerçekleştirdiklerini ancak yaşadığı bir olayı hiç unutamadığını söylüyor. Ben de merak ettim… Acaba unutamadığı bu olay nedir diye.
“Hocam” dedi. Çok ezildim, mahcup oldum. “Tam Kabe’nin karşısındayız. Yanımdaki hacı arkadaşlar görevli hocamıza seslenerek, kimisi üç hatimim var, kimisi beş hatimim var kimisi daha fazla, hadi duasını yap dediler. Bende hiçbir şey yok. İşte o zaman o kadar mahcup oldum ki. Hemen gelir gelmez okumaya başladım. Ve şimdi senede kaç hatim yapıyorum biliyor musun?” diye bana sordu. Kaç defa? dedim. Üç beş var mı? “ Ne üçü, ne beşi? Şu anda ben yılda tam kırk defa hatim yapıyorum” dedi. Bu olayı benimle şahitlendirmesi ayrı bir konu. Ancak o sırada birkaç kişi öte yanımızda oturan, fizik olarak ona benzeyen birisi daha var. Konuyu değiştirmek için onun kim olduğunu sordum. “Ha… O mu? O benim küçük kardeşim. Onunla konuşmuyoruz.” “ Ne demek konuşmuyoruz?” diye sorunca, yıllar önce aralarında geçen bir olay üzerine küs olduklarını ifade etti. Zorlayacak gibi oldum, baktım konuşmamaya çok kararlı. Zorlamadım.
İşte bizim Kur’an’la muhabbetimiz, Kur’ana bakışımız. Düşünün… Bir Müslüman, bir öğüt kitabı olan Kur’an’ı senede kırk defa okuyacak , yani şu ayetleri tam kırk defa tekrar edecek ve hiç üzerine düşünmeyecek, onlardan etkilenmeyecek.
Allah Resulüne sesleniyor… Onların kendisine yaptıklarını hatırlatıyor. Ve boş ver onları. Sen affet… diyor..
“Onlardan pek azı hariç, devamlı onların hainliklerine maruz kalırsın. Yine de onları affet ve hoş gör. Muhakkak ki Allah Muhsinleri sever.(Maide 13) .
“O zaman, Allah'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla müşavere et (danış).(Al-i İmran 159)
Bu ayetler üzerine düşünmezsek veya düşünemezsek… Haşa “Allah affeder, Resulünden affetmesini ister ama ben asla affetmem.” mantığıyla dikleşirsek, biz bu okuyuşumuzdan ne bekleyebiliriz? Diyeceksin ki “sevap”. Peki Kur’an okumadan sonra gelen, en büyük ibadet hangisidir? Tabi ki namazdır. Allahın, benim duygu ve düşüncemi, hal ve hareketlerimi değiştirmeyen, beni kötülüklerden alıkoymayan namaza verdiği değer nedir? Maun suresinde “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki kıldıkları namazdan gafildirler.”
Çocuğuna veya torununa yöneldin. “Hadi çocuğum şu sayfayı oku gel. Herhangi bir sayfa veya hikaye. Sana güzel bir ödül vereceğim.” Ertesi gün çocuk yanına geldi “baba” veya “dede” neyse, “dediğin yeri beş defa okudum.” Hoşuna gitti. Ama “dur bakalım ne anlamış” diye yoklamak istedin. Çocuk gerçekten beş defa okuduğunu söylüyor ve bunun yanında hiç bir şey anlamadığını, anlamak için okumadığını da ifade ediyor. Ne yaparsın? Gerçekten aşkla şevkle o vaat ettiğin ödülü verir misin? Yoksa çocuğun anlayışında, zekasında, algısında bir sıkıntı olduğundan şüphelenir çözüm aramaya mı çalışırsın.
Kıldığımız halde namaz bizi tüm lüzumsuzluklardan uzaklaştırıp Allah’a yaklaştırmıyorsa, okuduğumuz halde Kur’an, bizim davranışlarımızı O’nun hoşnutluğunu elde etmemizi sağlayacak bir istikamete yöneltmiyorsa “Kuruntu ve Zannımız” üzere bir beklenti içinde olmuş olmaz mıyız?
Kur’an’ı gönderiliş amacına uygun okuyabilmemiz dileğiyle…
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Giresun'da temizlik mesaisi devam ediyor
Görüntüle →İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
Mersin İl Emniyet Müdürü Aktaş’tan anlamlı ziyaretler







