Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
07 Aralık 2015 - 18:12 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

İSLAM COĞRAFYASINDAN YÜKSELEN DUMANLAR

0 Okunma 0 Paylaşım
                                     “Din” denilince aklımıza çoğu zaman ölüm anında kolay bir şekilde can vermek ve öbür tarafta da Cennet’te mekan tutabilme ümidi gelmektedir. Oysa din önce insanın yaratanıyla barışık olması, kendisiyle barışık olması, doğal çevresiyle barışık olması ve en yakınından en uzaktakine kadar tüm insanlarla barışık olmasıdır.                  İşte bu barışık olmanın adı İslam’dır. İslam barıştır. Barış ise zıtların, yani siyahla beyazın, kurtla kuzunun, farklı inanan ve farklı düşünen insanların aynı ortamı güven içinde paylaşması demektir.                 Bilemiyorum. Kendi iç dünyamızda, yüreklerimizde, İçinde yaşamış olduğumuz toplumda bir barış ortamı oluşturamadığımızın siz de farkında mısınız? Farklı duygu ve düşünceye sahip insanlar arasındaki barışı geçelim. Aynı inancı paylaştığını düşündüğümüz insanlar arasında  bile görebilmek mümkün mü? Menfaat ve çıkarlarımız çakışmayıversin veya hesaplarımız örtüşmesin, işte o zaman en kutsal telkinler veya en ciddi uyarılar bile, gözümüze bizim dışımızdaki sapkınları ilgilendiren uyarılar olarak görülür                 İsterseniz bu gün çevremizde var olan bir çok dini anlayışların sanal alemdeki  seslerine kulak kabartın. Kendileri gibi inanmayanları nasıl peşlediklerini  görürsünüz. Yani “bizim dışımızdakiler sapıtmış. Hakikat üzere olan biziz. Aman onlara inanıp ardına düşmeyin. Yoksa sizde yanarsınız” şeklinde yaklaşımlar. İslam dünyası dediğimiz coğrafyaya da bakın. Söylediklerimizin daha büyük ölçeğiyle karşılaşabiliyoruz. Yine hak yol üzere olanlar… Batıl yol üzere olanlar. Asılması gerekenler…  Kesilmesi gerekenler.                 Yine bu dünyanın  dört bir tarafında yaşayan en ulu(!) ve en takva(!) şahsiyetlerin en çetin fetvalar… “ Şu şekilde inananların veya bu şekilde inanmayanların malları, canları helal…”  Ve devamla “İslam” barış dinidir. Kimle kimin barışı?  Bilemiyorum. Peygamberin önderliği ve sünneti bu gibi durumda bize bir yol göstermeyecek de ne zaman gösterecek? Yirmi yıl kendisine ve diğer inananlara her türlü eza ve cefayı yapan Mekkeli müşriklere, Mekke’yi fethettikten sonra nasıl davrandığını hepimiz biliyoruz. Ya da bilmemiz gerekiyor.                  O aziz insan Mekkelilerin inanıp inanmadığını göz önünde bulundurmadı. Bedir’i, Uhud’u, Hendeği aklında tutmadı. “Hey Mekkeliler! Size nasıl davranmamı istersiniz?” diye seslendi. Onların cevabı “Ey Muhammed! Bu gün güç senin, kudret senin. İyilikten başka bir şey beklemeyiz.”şeklinde idi. İşte bu beklentiye verilen “ Bu gün  hepiniz güvendesiniz” karşılığı tüm Mekkelilerin yüreğini o gün İslam’a  “barışa” açtı..                 İşte günümüzde O büyük şahsiyetin hayatından veya örnekliğinden yakalamamız gereken asıl  damar bu damar. Bunun dışındaki bütün damarlar ve kanallar bizlerin Müslüman olduğumuzu iddia etmemize rağmen güvenilip güvenilmemesi gereken kişiler olduğumuz ile  ilgili şüpheleri ortadan kaldırmayacaktır…                 İnanmıyorsanız önünüze bir dünya haritası alın ve Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyaya bir göz atın… Yükselen dumanların verdiği işaretten ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız..

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!