Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
08 Aralık 2014 - 18:32 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

EVLİLİKTE EĞİTİM

0 Okunma 0 Paylaşım
                Evet…  Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi bu yazımızda evlilik öncesi eğitim konusundaki düşüncelerimi dile getirmek ,sizinle paylaşmak istiyorum.                 Herhangi bir işe gireceksiniz, veya bir mesleği seçmek istiyorsunuz. Başarılı olmak için yada işinizden, mesleğinizden mutluluk duymak için o meslekle ilgili kim bilir ne kadar süre eğitim görüyorsunuz. Mesleğin inceliklerini, püf noktalarını ya da en kolay şekilde, sıkıntıya düşmeden uzun süre o işi yapabilmenin eğitimini görüyorsunuz. Üç yıl, beş yıl çalışacağımız işlerde bile belge idi, sertifika idi, yok diploma idi. Yoksa o işte başarılı olamazsın. Bırakın başarıyı sizi o işe yaklaştırma bile yaklaştırmazlar.                 Bu yüzdendir ki şunu hala anlamış değilim. Bir ömür boyu beraber olacak, birlikte yaşayacak bu insanlara bu birlikteliğin incelikleri, hassasiyetleri, kırılma noktaları neden öğretilmiyor ki? Mesela evlenme çağına gelmiş çiftlere ciddi bir eğitim verilmiyor. Oysa bu eğitim kurumsallaştırılmalı. Bir şekilde evlenecek olan bütün gençler bu eğitimden geçirilmeli değil mi?                 Bir kişinin yaşadığı veya yaşayacağı problemler bile insanları düşündürmesi gerekirken ülkemizde bir yılda bir milyona yakın insanı etkileyen, hatta öyleki ikiyüzelli, üçyüz kişinin katledilmesine sebep olan bir cahillik, bilgisizlik, eğitimsizlik bizim vicdanımızdaki insani duygularımızı harekete geçirmeli değil mi?                 Görüyoruz, duyuyoruz. Dünyanın pek çok ülkesi evlenme çağına gelmiş gençlerini ciddi ciddi eğitiyor.Mesela Japonya’da bu eğitimin sekiz ay olduğunu görüyoruz. Gerçekten bu günkü gençlerimiz belki de otuz yıl önceki gençlerimize göre bu eğitimden daha da geri.                 Düşünün… Çocukluğu, ilk  gençlik yılları ailesi ile birlikte, odasına kapanıp sürekli sınavlara hazırlanarak geçiren, eve misafir geldiğinde ona “hoş geldin” demek için bile zaman ayıramayan, on beş yirmi yılını sırf kitlenmiş olduğu mesleğe sahip olmak için daha çok çalışmaya adayan, ne evlilik ile ilgili kendine model olabilecek bir aile görmüş olabilir… Ne okumuş olabilir… Ne öğrenmiş olabilir… Ne de ilgisini çekmiş olabilir…                            Ona annenin babanın öğreteceği bir şeyde yok. Ne diye bilir ki. Mesela bir anne kızına “Bak kızım. Gelinlikle gittiğin bu evden ancak kefenle çıkabilirsin.” diyebilir mi? Kocaman kız. Okumuş yazmış . Bir meslek sahibi olmuş… Mümkün değil.                  “ Bak oğlum, belki hoşlanmıyorsun ama biraz sabret . Belki de Allah hoşlanmadığın bu evlilikten bir çok hayırlar lütfedebilir…”  demeye imkan, fırsat kalmadan, çoğu zaman anneler babalar duyuncaya kadar iş çoktan ayrılma noktasına gelmiş oluyor.Hayallerin yıkılması, hayatların kararması ne kadar da basit..                 Mesela eşlerin kendi anne babasını hala eşinden bile çok seviyor olması… Birçok çift bu olayı büyük bir problem haline getirebiliyor. “Önce benim ailem” diyor. Bir diğeri de “ Yok önce benim..” Hiç ipe sapa gelmemesi gereken yaklaşımlar.                 Anne babalar mutlaka sevilmeli. Ama bu sevgi yuvanın temel unsurları, eşlerin birbirine olan sevgisini öne geçerse sıkıntılar yaşanacak. Belki de varsa o küçücük kalpler param parça olacak…                 Bir gün bir bayan arkadaş, “ Hocam ayrıldım artık. Dayanamıyorum.”  “Hayırdır? Niye ayrılı yorsun” dediğimde “Ben anamı babamı çok seviyorum. Onlarda beni çok seviyor. On yıldır eşimin memleketinde yaşadım. Bundan böyle benim annemin babamın yanında yaşayalım dedim. Kabul etmedi.  Ben de ayrılıyorum.” “ Peki annen baban ne diyor?” diye sorduğumda, “ Onlar beni çok sever. Ne diyecekler ki.”                 Gerçekten koskocaman kadın. Annesi babası ne diyebilir ki.” Bak” dedim. “Ben de anne babayım.  Annen baban seni evinin, eşinin hanımıyken, çocuklarının annesi iken daha  çok sevecekler. Kalkıp annene babana desen ki “ Anne baba. Ben sizin sevginize dayanamadım. Eşimi ve çocuklarımı sizinle beraber olmak için bıraktım geldim.” desen inan onlar asla mutlu olmayacak. Belki bunu hissedemiyorsun ama bu davranışınla onlara en ağır acıyı yaşatacaksın. Sen nasıl öyle düşünürsün.” dedik ama boşuna.. Ayrılıp gittiler.                 Ayrılma sebebi ve sebebin basitliği… Oysa daha önceden yüreğinin derinliklerine telkin edilebilecek olan  küçücük bir sabırla aşılabilecek bir problemdi.                 Çoğu zaman uğruna her şeyden vazgeçebileceğimizi söylediğimiz evlatlarımız için, bazen en küçük şeylerden, en basit arzu ve isteklerden bile vazgeçememe sonucu ikiye bölünen, sonrada bilmem kaça bölünen küçücük yürek  veya yürekler…                 Gelecek yazımızda  devam etmek ümidiyle…  

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!