16 Mayıs 2013 - 23:45 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15
G: 30 Ekim 2020 - 19:15
EN BÜYÜK DOĞUM
Kâinat, yaratıldığı günden beri bir doğum bekliyor, bütün dünya, yüzyıllardan beri bu doğuma hasret çekiyordu. Yerdeki ve göklerdeki her şey, gelecek bu doğumun aşkıyla yanıyor, zaman ve mekân, bu doğumun cazibesiyle seyrediyordu. Hepsi haklıydı. Gelecek bu doğumla, Tevhid güneşi yeniden doğacak, insanlık, şirk ve küfür karanlıklarını yeniden kovacak, kalpler, iman nuruyla yeniden aydınlanacaktı. Şirk ateşleri sönecek, zulüm direkleri yıkılacak, insanlar mü’min olacak ve insanlık yeniden kurtulacaktı.
İşte, kâinatın yüzyıllarca beklediği, dünyanın hasretini çektiği bu doğum; iki cihan güneşi, âlemlerin rahmeti, Nebilerin Nuru, velilerin serdarı, insanlık bahçesinin kemal meyvesi, Nübüvvet zincirinin son halkası, İbrahim (A.S.)’ın duası, İsa (A.S.)’ın müjdesi, Hz. Amine’nin rüyası bütün insanlığın rehberi ve Peygamberi, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in doğumuydu.
Hz. Allah, bu doğumun getireceği gerçek rehberi, Peygamberi, mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, bütün beşeriyete şöyle takdim edecekti:
“Ey Nebi, Biz, seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
“Ey Nebi, şüphesiz biz seni bir şahid, bir müjdeci ve bir uyarıcı ve Allah’a O’nun izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”
Gönderilen gelecekti. Zira bir şahid, bir müjdeci, bir uyarıcı ve bir davetçi olarak, O’nu gönderen Allah’u Azîmüşşan’dı.
Miladî 571 yılının 20 Nisan Pazartesi, Rebiulevvel ayının onikinci gecesi olmuştu. O gece, sabaha karşı tan yeri ağarmıştı ki, Mekke-i Mükerreme’de kâinatın en büyük ve en şerefli doğumu meydana geliyor, “Âlemlere rahmet olan” Hz. Muhammed (s.a.v) doğuyordu.
Değerli Okurlarım
Daha genç yaşlarında, kendisine “Muhammed’ül emin = Güvenilir Muhammed” adı verilen Şerefli Peygamberimiz (s.a.v), doğmadan önce babasını, altı yaşında anasını, sekiz yaşında da dedesini kaybetti. Gençlik yıllarını amcası Ebu Talib’in himayesinde geçirdikten sonra, yirmibeş yaşında Hz. Hatice validemizle evlendi.
O, Allah Rasülü ki, O, Nebiler Nebisi ki, Ramazan ayı gelince Hira dağındaki mağaraya çekiliyor, yaradılışın hikmetlerini düşünüyordu. Kırk yaşına doğru sadık rüyalar görmeye başlamış, gördüğü rüyalar aynen çıkıyordu. Yollarda ağaçlar ve taşlar kendisini selamlıyor, gözlerine melekler görünüyor, kulaklarına gaipten sesler geliyor ve “Sen Allah’ın Rasülü olacaksın.” deniyordu.
Miladî 610 senesinin Ramazan ayı gelmiş, O, yine Hıra mağarasında tefekküre dalmış, yaşı 40’a gelmişti. Cebrail (A.S.) geldi ve “OKU” emriyle başlayan Alak Sûresi’nin ilk ayetlerini getirmiş, böylece, insanlık semasına Kur’an güneşi doğmuştu. Artık O, Allah’ın kendisine verdiği risalet vazifesini yapmaya başlayacak, insanları Allah’a, Kur’an’a ve İslâm’a da’vet edecekti. Çünkü bütün insanlığa Peygamber olmuştu. Müjdelemek, uyarmak, davet etmek O’nun vazifesiydi.
Allah Rasülü (s.a.v), en yakın akrabalarından olmak üzere tebliğ vazifesine başladı. İnsanları, Alah’tan başka ilâh olmadığına, kendisinin de Allah’ın Rasülü olduğuna inanmaya davet etti. O’nun bu davetine koşan bahtiyar gönüller, İslâm’ın iman pınarından yudum yudum içiyor ve Müslümanlar çoğalıyordu.
Gönüllerin TEVHİD sancağı altında toplanmasıyla, zulüm ve şirk saltanatlarının yıkıldığını gören müşrikler, Allah Rasülü (S.A.V.)’e ve müslüman olanlara eziyet ve işkence yapmaya başladılar. Eziyet ve işkenceler çoğaldıkça, müslümanlar da çoğalıyordu. Çünkü, gönüllerde kaynayan iman volkanını; zulüm ve işkenceyle söndürmek mümkün olamazdı, olamadı.
İşkence ve eziyetlere aldırmadan, mukaddes vazifesine azim ve sabırla devam eden Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.), Miladî 622 senesinde, Allah’ın izniyle, Mekke’den Medine’ye hicret ederek davet vazifesine orada devam etti.
Nihayet, engeller aşıldı, güçlükler yenildi ve Mekke fethedildi. İslâm dalga dalga yayılıyor ve insanlar kitleler halinde müslüman oluyordu. Artık, Allah’ın insanlar için seçip razı olduğu İslâm kemale ermiş, Kur’an-ı Kerim tamamlanmış, Miladî 632 senesinin Rebiülevvel ayı gelmişti ki, Tevhid Sancağını cihan semasına diken yaratılmışların en üstünü, Allah’ın en sevgilisi, Efendimiz (S.A.V.) bu dünyadan ebedi aleme göçüyordu. Hicri 11. yıl. Mekân, Medine-i Münevvere.
Aziz okurlarım
İnsanlığın halaskârı, en yüce mürşidi, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) fani varlığı ile aramızdan ayrılmıştır. Ancak, tebliğ ettiği İslâm Dini ve yaşadığı örnek hayatı daima önümüzdedir. Bu sebeple, imanî, amelî, ahlakî, ferdî, ailevî ve içtimaî bütün yaşayışımızda, O’nun boyasıyla boyanmak ve Yüce İslâm Dini’ni O’nun tebliğ ettiği gibi yaşamak her müslümanın vazifesidir.
O’nun tebliğ ettiği dini iyi öğrenip, çocuklarımıza öğretelim ki, yavrularımız O’nun gül bahçesinde, bahar yağmurlarıyla açılan güller olsun.
Bu vesile ile, hutbemize, Hz. Allah’ın şu mübarek emirleriyle son verelim:
“(Ey Mü’minler), Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki, Allah, azabı pek şiddetli olandır.
“Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygambere salat-ü selam ederler. Ey iman edenler, siz de O’na salat-ü selam getirin, gönülden tam bir teslimiyetle teslim olun.”
Rabbim bizleri tam bir teslimiyet içerisinde Hz.Allah’a kul, Peygamberimize hakiki ümmet olmayı nasibi muesser eylesin. (ÂMİN)
Yorumlar
+ Yorum Yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş ve tüm sorumluluğu üstlenmiş olursunuz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir

Bulancakspor A Takımı için yetenek avı! Gençlere büyük fırsat!

15 Temmuz Şehitler Ortaokulu çevresinde yol ve kaldırım yenilendi

Giresun’da ayak tenisi şöleni şampiyonlukla tamamlandı

TBB’den Bulancak Belediyesine ekskavatör hibesi

Başkan Fuat Köse dolmuşçu esnafıyla kahvaltıda buluştu
Trend Haberler
Mersin İl Emniyet Müdürü Aktaş’tan anlamlı ziyaretler

AK Parti Giresun İl Başkanı Alkan, Genç ve Dinamik ekibini açıkladı

Bulancak’ta Sanatın Yeni Adresi, Erdinç Ekmekçi Sanat Akademisi

CHP Giresun İl Başkanlığına Karaibrahim atandı

Prof. Dr. Güzel’in öğrencilik hayalindeki başarısının hikayesi



