Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
27 Mart 2014 - 22:20 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

EMRE İTAAT

0 Okunma 0 Paylaşım
Cenab- ı Hak, Kur’ân- ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede Allah’a ve Rasülüne itaati emretmiş, itaattan yüz çevirenlerin akıbetlerini bildirerek bu mevzunun ehemmiyetine dikkat çekmiştir. İtaat dinlemek, boyun eğmek, emir sahibinin emrine göre seve seve hareket etmek, Cenâb- ı Hakk’ın ahkâm- ı dîniyyesine riâyet etmek gibi manalarına gelir. Allah’a ve Rasülüne itaat hususu Kur’ân- ı Kerim’de birçok cihetten ele alınmıştır. Bu cihetlerden bazılarına temas ederek mevzumuzu izah edelim: Birincisi Allah’ı sevmek ile Allah’ın Rasülüne tabi olup itaat etmek arasında çok sıkı bir münasebet olduğu hususudur. Bu hususla alakalı olarak Al- i İmran Suresi’nde meâlen şöyle buyruluyor: “De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” “De ki: Allah'a ve Resûl'e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” Yani “Allah’ı sevenlerin, İlâhi emri tebliğ eyleyen Rasulüllah'a karşı gelmemeleri, ona tabi olup onu örnek almaları lazım gelir. Bunun zıddı, "Ben Allah’ı severim ama emrini dinlemem, O'nun sevdiğini sevmem, O'nu sevenleri, O'nun yolunu gösterenleri, O'nun seçip gönderdiklerini sevmem, onlara benzemek istemem." demektir ki, bu da, "Ben kendimden başka bir şey sevmem, tevhid yolunda yürümek istemem." demektir. Bu ise Allah’ ı sevmemek ve rahmetinden mahrum kalmaktır.” İkinci olarak, Allah’a ve Rasülüne itaat etmek ile emir sahiplerine itaat etmek arasında da kuvvetli bir münasebet olduğuna dikkat çekilmiştir. Nisa Suresi’nde meâlen şöyle buyruluyor: “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe de gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Rasulüne arz edin. Bu, daha hayırlı ve netice itibariyle de daha güzeldir.” Değerli okuyucularım Uhud Harbi, İslam Tarihi içerisinde hepimiz için büyük ibretler ihtiva eden çok mühim bir hadisedir. Malum olduğu üzere Rasülüllah (s.a.v) Efendimiz, Abdullah b. Cübeyr’i elli kişilik okçular birliğine kumandan tayin etmiş ve ona şöyle emretmişti: "Düşman atlılarını oklara tutup üzerimizden defet. Durum ister lehimizde, ister aleyhimizde gelişsin, sen yerinde sabit kal ki, düşman atlıları arkamızdan, senin bulunduğun taraftan bize gelemesinler." Ancak bu okçulardan bazıları, müşriklerin kaçmaya başlaması üzerine yerlerinden ayrılmış, Abdullah bin Cübeyr’in ikazları onlara mani olamamıştı. Bunu fırsat bilen Halid bin Velid de emrindeki süvarilerle tepeyi dolaşıp orada Abdullah bin Cübeyr’i ve yerlerinden ayrılmayan diğer okçuları şehit emiş ve Müslümanların arkasından saldırıya geçmişti. Süvarileri gören müşrik ordusu da tekrar geri dönmüşler ve netice olarak birçok müşkil vaziyet ortaya çıkmıştı. Buradan anlıyoruz ki: Allah ve Rasülü ve onların yolundan giden emir sahipleri ne derlerse harfiyen tatbik edilmeli asla ve kat’â başka şeylere meyl edilmemelidir. Allah ve Rasülü ile emir sahiplerine itaatsizliğin meydana getireceği dünyevi ve uhrevi mesûliyeti idrak etmeye gayret göstermek ve ona göre dikkatli olmak icap etmektedir. Aksi halde hem ferdi hem de ictimâî noktadan istenmeyen haller ve pişmanlıklar ortaya çıkabilir.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!