BİZİM AKLIMIZ NEREDE?
Eskiden bir film izlemiştim. İki karakter konuşurken biri ben aklımı bulamıyorum benim aklım nerede diye sormuştu.
Diğeri, senin aklın cebinde deyince, öteki sevinerek elini cebine sokmuş fakat hayal kırıklığı ile burada yok ki demişti.
Öteki karakter elini biraz daha derine, biraz daha derine sok diye diye adama aklının nerede olduğunu buldurmuştu.
Türkiye'de her köşe başına bir güzellik salonu açılıyor.
Buna rağmen sokaklardaki insanlara baktığımızda acil olarak yeni güzellik salonlarına ihtiyacımız olduğu görünüyor.
Her şey daha dün gibi.
Yirmi birinci yüz yılda, koskoca profesörler, akademisyenler televizyonda gece gündüz bize el yıkamayı anlattı.
Bizde dakikalarca çeşmenin başında el yıkadık.
Ne olduğunu bilmediğimiz deterjan ve dezenfektan adı altında yüzlerce kimyasal kullandık.
Koskoca memlekette mikropları öldürmek için sokakları, duvarları yıkadık.
Eskiden üç beş hap içenin midesini yıkarken, sekiz sekiz hapları iyileşmek için içtik.
Evimize anamızı babamızı bile kabul etmedik.
Ölenlerimizi sabah namazında gömdük.
Apartman girişlerine misafir yasak yazısı astık. Misafiri gelenleri şikayet ettik.
Pazardan aldığımız alışveriş poşetlerini iki saat kapıda bekletdik.
Fakat sipariş ettiğimiz yiyecekleri şapur şupur yedik.
Instagram da İsrail mallarını boykot edelim Coca-Cola içmeyin diye paylaşım yapan birine
Bende içmiyorum, her gün on tanesini yola dizip üstünden araba ile geçiyorum yazdım.
Geri zekalı mısın sen.
Parasını ödeyerek adamlara destek oluyorsun diyen binlerce kişi çıktı.
Yok, ben sizin gibi değilim, latifeyi anlayabiliyorum diye cevap yazdım sadece sekiz kişi beğeni koydu.
Her dolu beyine karşı binlerce boş beyin.
Bu insanlar sağcı olsa ne olacak, solcu olsa ne olacak.
Türkiye'den İsrail'e, karadan, denizden, havadan her türlü destek gidiyor.
Memleketin yarısı halen boykot edelim diye pop kek, meyve suyu paylaşıyor.
İnsana şaka gibi geliyor.
Toplum olarak nasıl bu duruma geldik anlamak mümkün değil.
Gerçi bu bir günlük, bir yıllık iş değil.
Halkın soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler diye dört gruba ayrıldığı derebeylik sisteminde;
İlk üç grup, zevk, sefa, bolluk içinde yaşarken,
Fakir halk ayaklanmasın diye onlara da bir şey sunalım dediler.
Fakat bu dünyada ne sunarsak sunalım bu halk onu ele geçirmek için bizimle savaşır.
Onlara öyle bir şey sunalım ki, hem bize köpek gibi çalışsınlar hem bundan mutluluk duysunlar dediler.
Ve papazlar vasıtasıyla inançlarını kullanarak onlara da iyi şeyler, güzellikler sundular.
Fakat bu dünyadan değil, hepsi öbür dünyadan.
Her fırsatta savaş diyen burjuvazi bir kesim, şimdi İsrail, Filistin arasında ki savaşı lanetliyor.
Memleketimizde geleceğimizi tehdit eden 20 milyonu aşan göçmen nüfusu var denirken,
Nedeni ne olursa olsun yeni göçmenlere kapıyı açtık.
Savaştan kaçan Filistinliler kadar, İsrailliler de gelecek.
Sonuçta onlarda insan.
Nasıl anlatsam.
Hani eskiden olsa aklımızla dalga mı geçiyorlar derdik ya.
Hâlbuki ilk defa aklımızı ciddiye alıp aklımıza göre konuşuyorlar.
Çünkü aklımızın artık nerede olduğunu biliyorlar.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
BAL LİGİ'NDE DEĞİŞİKLİKLER
Görüntüle →