Yıldız Haber
Yıldız Haber
Açık
Giresun · 25°C
Bizi Takip Edin
30 Temmuz 2012 - 22:48 - Güncellenme: 30 Ekim 2020 - 19:15 G: 30 Ekim 2020 - 19:15

ALLAH-Ü TEÂLA'NIN RAHMETİ

0 Okunma 0 Paylaşım
Hiç şüphesiz Allah-ü Teâlâ’nın rahmet ve merhameti, fazl-ü keremi hudutsuzdur. İnsan onun esirgemesi ve rahmeti ile dünya ve ahirette pek çok felâketlerden uzak kalmakta ve ilâhî ikrâma vâsıl olmaktadır. Yine insan eğer bu geniş rahmet kapısına elini açarsa, eli boş dönmeyip ilâhî mağfirete nâil olmaktadır.  Eğer Mevlâmız’ın rahmet ve merhameti olmasaydı maddî ve manevi sâhada hüsrâna uğrar, felâketlerden uzak kalamaz ve hidâyete yol bulamazdık. Halbuki ; Rahîm olan Rabbımızın rahmetinin genişliği sebebiyle en günahkâr insanlar hatâlı yollardan sırât-ı müstekîme avdet etmekte ve mağfiret-i ilâhiyeye mazhar olmaktadırlar. Bu hususla alâkalı olarak Cenâb-ı Hakk âyet-i kerîmesinde: “De ki; Ey kendilerinin aleyhine (günahda) haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” buyurmaktadır. Peygamber Efendimizde bir hadis-i şeriflerinde : “Azîz ve Celîl olan Allah, gökleri ve yeri halk ettiği gün yüz rahmet yarattı. Onlardan birini yeryüzüne koydu. Bu rahmet sebebiyle anne evlâdını, dört ayaklı canlılar ve kuşlar birbirini esirgemektedirler. (Geriye kalan) doksan dokuz (rahmeti) Ahiret gününe bıraktı. Kıyamet günü olduğunda Allah onu bununla (yüze) tamamlayacaktır.” buyurmaktadır.          Dünyevi ve uhrevi sahip olduğumuz ve olacağımız bütün nimetler de yine Mevlamızın Rahmetinin bir tecellisidir. Peygamber (sav) Efendimiz Hz.’nin şefaatine nail olmak, Hz. Allah(cc)’ın Rahmet-i İlahiyesinin tezahürüdür.          Dahilde nefs-i emmare ve şeytan (aleyhilla’ne), hariçte de şeytanlaşmış ve nefsinin zebunu olmuş kötü kimselerin tesîri altında bulunan insan, eğer kendisi ile baş başa bırakılmış olsaydı, Allah-ü Teâlâ rahmeti ile muâmele etmeseydi birtek günahkâr bile temize çıkamaz, afv-ı ilâhîye nâil olamaz, azâbdan kurtulması ve Cennet’e girmesi mümkün olmazdı. Yüce Rabbımız âyet-i kerîmesinde: “Ya sizin üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, ya hakîkaten Allah Raûf ve Rahîm olmasaydı?(Haliniz nice olurdu?)” buyurmaktadır.          Bu sebeble Cenâb-ı Hak’kın rahmet-i ilâhiye ve rızâ-i ilâhîsine nâil olabilmenin yollarına tevessül etmeli, yine Mevlamızın rahmetinin büyüklüğü neticesi biz kullarına bahşettiği maddi ve manevi fırsatları iyi değerlendirmeli ve her zaman için, “Ey rahmet isteyen kullarını hüsrâna uğratmayan Rabbımız! Bizi rahmetinin içine koy. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” diye duâ etmeliyiz.          Her mümin sahîh bir i’tikâda sâhib olduktan sonra Kitabımız Kur’ân-ı Kerîmden ve Peygamber Efendimizin sünnetinden ayrı bir yol takîb etmemeli, amelî bakımdan üzerine düşen vazîfeleri zamanında ve eksiksiz yapmaya âzamî gayret göstermeli ve bunları yaparken de ihlas ve samimiyetle sırf Cenab-ı Hak’kın rızâsını kazanmak ve rahmetine nâil olmak için yapmalıdır. Allah-ü Teâlâ’nın gadab-ı ilâhîsinden korkmakla beraber rahmet-i ilâhiyesinden de ümîdi kesmemelidir. Mevlâmızın rahmetinden ümîd kesmek ve insanlarıda bu istikâmette düşünmeye sevketmek i’tikâdî ve amelî cihetten hatalı olub Rahmet-i İlâhiye’den mahrum kalmaya sebep olur. Bu hususla alakalı olarak, bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) Efendimize atfolunan şu veciz söz dikkati şayandır. Buyuruyorlar ki: “Cennet’e dünyada tek bir insan girecek olsa, Rabbımın inayetinden ümid ederim ki, o ben olayım. Yine cehennem’e tek bir insan girecek olsa, korkarım ki o ben olurum.”          İçersinde bulunmuş olduğumuz ay bu rahmetin tecellisidir. Uyanık olalım bu rahmetten, bu aydan istifade etmeye çalışalım. Cenabı Hakkın rahmetine kavuşan kul olalım.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!